Uygurlar, Orkun ve Selenge vadilerinin yerli kavimleri idiler. Hun çağında bunlara Dinling ve Kök-Türk çağında ise, Tiele (Tölis-TöliĢ) gibi adlar verilmişti. Orkun bölgesi, 552 yılına kadar Juan-Juan (yani Avar) devletinin merkezi olmuştu. Yine bu kutsal bölge, 552 yılından sonra Kök-Türkler tarafından merkez yapılmıştı. Uygurlar’ın ataları uzun süre, bu iki büyük devletin baskısı altında pek fazla göz açamamışlardı. Bu kavimlerden bir kısmı, Selenge Irmağı kıyılarındaki verimsiz bölgelerde yaşamışlar ve diğer bölümleri ise, güneye inmek zorunda kalmışlardı. Uygurlar’ın ataları olan bu toplulukların oturdukları eski yerleri ile sonraki göçlerini, kesin olarak kaynaklardan izleyebilmekteyiz. 630 yılında Kök-Türk Devleti Çin tarafından yıkılınca, Uygurlar’ın ataları da bağımsızlıklarını ilân ederek hemen bir devlet kurmuşlardı. Çin ise, Kök-Türkler’e karşı bu Uygur devletini desteklemişti. Bu sebeple Uygurlar bu çağda güneylere doğru inebilmişlerdi. Fakat devlet düzenleri henüz ilkel idi. Buna rağmen o çağda bile, Uygurlar arasında Buda dininin yaygın olduğu söylenebilirdi. Çünkü başkanları Pusa, Buda’nın adını taşıyordu. Eskiden kuzeyin verimsiz bozkırlarında sıkışıp kalmış olan Uygurlar, 630 yılından sonra, Tanrı Dağları’nın kuzey eteklerine kadar uzanmak imkânını bulmuşlardı. Ancak 681 yılından sonra, İl-teriş Kağan’ın ortaya çıkması ile, yine Kök-Türk egemenliğini kabul etmek zorunda kaldılar. Bir süre Kök-Türkler’e bağımlılıkları devam eden Uygurlar, 743 yılında Kök-Türk Devleti’nin zayıflaması sonucu yeni bir fırsat daha buldular. Basmıl ve Karluk gibi Türk toplulukları ile birleşerek, son KökTürk kağanı OzmıĢ Kağan’ı öldürdüler ve 742-743 yıllarından sonra ise, Basmıl Türkleri’nin kağanlığı altında yeni bir devlet kurdular. Uygurlar Basmıl Kağanlığı’nın “Sol Yabgusu/ Doğu Yabgusu”; Karluklar ise, “Sağ Yabgusu/Batı Yabgusu” oldular. Bu yeni devletin yapısı bir “federal” devlet idi. 744 yılında Uygurlar’ın reisi olan Sol Yabgu, Basmıl Kağanı’nı yendi ve böylece Uygur Kağanlığı’nı kurmuş oldu. Kağanlık unvanı olarak da “Kutlug Bilge Kül Kağan” unvanını aldı. Bu unvandan da anlaşılacağı üzere, Kök-Türk Devleti’nin gelenek ve töreleri Uygur Kağanlığı’nda da devam ediyordu. Ancak Uygurlar arasında Mani ve Buda dini gibi yabancı inanışlar yayıldıkça, kağan unvanlarında da ufak değişiklikler yapılmaya başlanacaktır. İkinci Uygur kağanı olan Bayan Çur Kağan, batıdaki Kara TürgeĢ devletine de baş eğdirmişti. Öte yandan güneydeki Beş-balıg, Kuça ve Karaşar gibi, zengin tarım ve ticaret şehirlerini de Uygur egemenliği altına girmişti. Turfan ile Uygurlar arasındaki ilişkiler de, bu çağdan itibaren başlamış oluyordu. Diğer yandan Bayan Çur Kağan, gittikçe güçlenmekte olan Tibetliler’e karşı da cephe almıştı. Çin’de AnluĢan adlı bir general isyan etmiş ve Tang Sülâlesi’nin imparatoru, kendi başkentini bırakıp kaçmak zorunda kalmıştı. Çin ile birleşen Uygur Kağanı Bayan Çur Kağan, Anluşan tehlikesinin ortadan kaldırılmasına da yardım etmişti. Bu yardım sonunda yapılan antlaşma ile, Uygur tüccarlarına Çin kapıları da açılmış oldu. Uygur Kağanlığı Bayan Çur Kağan zamanında, böylece çok sağlam bir temele oturmuş oluyordu. Bayan Çur Kağan’ın Uygur başkenti Karabalgasun’da bulunan ve ġine Usu adı verilen Kök-Türk yazıları ile yazılmış Türkçe bir yazıtı da vardır. 759 yılında tahta çıkan Bögü Kağan ise, daha çok manevî alanda büyük bir atılım yapmıştı. Bir tüccar ve bezirgân dini hâline gelmiş olan Mani dininin öncüsü de, kendisi oldu. Şu gerçeği de unutmamak gereklidir: Mani dini Uygurlar’a, kültür, sanat ve ticaret tecrübeleri bakımından çok şeyler öğretmişti. Uygur kağanları aslında, Dokuz Boy, yani Dokuz Oğuzlar’ın, Yağlakar adlı soyundan geliyorlardı. Fakat bundan sonra boylar arasında rekabet başlamış, devlet içinde bu dokuz boya ve kağan ailesine karşı da güven azalmıştı. Ayrıca Bögü Kağan, Doğu Türkistan şehirleri üzerindeki Tibet baskısını da azaltamamıştı.