Bu ittifak gerçekleşmemekle birlikte, ticarî münasebetler tesis edilmişti. 1629 yılında ölümünden sonra Şah Safi tahta oturmuş, onun zamanında Safevîler’in Van’a hücumu IV. Murad’ın Revan seferine yol açmış (1635), Bağdad seferi ise bu ülkenin Kasr-ı Şirin andlaşması (1639) ile kesin olarak Osmanlılar’da kalmasını temin etmiştir. Şah Safi’nin halefi II. Abbas’ın ölümünden (1666) sonra Safevîler sür’atle çökmeye yüz tuttular. Oymaklar arasındaki dahilî mücadelelerden istifâde eden Safevîler’in Kandahar vâlisi Mîr Üveys 1709 yılında istiklâlini ilân etmiş, oğlu Mahmud 1722’de İran’ı istilâ ile, Isfahan’a girmeye muvaffak olmuştu. Mahmud, Safevî şahı Hüseyin’i tahttan uzaklaştırdı ise de, Afşarlar’dan Nâdir’in mücadeleleri neticesinde, Üveysîler İran’dan çekilmişlerdir (1729). Bundan sonra II. Tahmasb’ı tahta oturtan Nâdir, az sonra onu tahttan indirip (1732), yerine onun 1 yaşındaki oğlu III. Abbas’ı tahta oturtmuş ve nihâyet 1736’da saltanatı bizzat eline alarak, Safevîler’e son vermiştir. III. Abbas’tan sonra II. Süleyman, III. İsmail, III. Hüseyin ve Muhammed (Ölm. 1786) İran’ın bazı bölgelerinde ismen hüküm sürmüşler ise de, 1732’den sonraki hükümdarlar kukla olmaktan öte geçememişlerdir.
Başlangıçta devletin merkezi Tebriz iken Osmanlılar’ın seferleri neticesinde merkez I. Tahmasb devrinde Kazvin’e; I. Abbas devrinde ise Isfahan’a nakledilmiştir.
Safevîler’in şimdiye kadar ehemmiyet verilmeyen hususiyetlerinden biri Türk edebiyatının onlar zamanında mühim mevki kazanmasıdır. Bu devletin Divânı’ndan Özbekler’e, Kırım Hanlarına, Rus Çarlarına, Avusturya ve Lehistan kralları ile Osmanlılar’a gönderilmiş Türkçe pek çok mektup mevcuttur. Hataî mahlası ile Türkçe şiirler yazan Şah İsmail’in Türkçe bir divanı bulunduğu gibi, oğlu Tahmasb ve Şah Mirza ile İbrahim Mirza gibi hânedan mensuplarının Türkçe şiirleri bulunmaktadır. Ayrıca tezkirelerde Türkçe şiir yazan pek çok şairin adına da rast gelinmektedir.