REKLAM ALANI

Morgana Hikayesi

avatar Baran Yılmaz
Aktif Üye
297
#1
Yorumu Paylaş

Tesadüfen midir, kaderlerinde olduğundan mıdır bilinmez ama Morgana'yla kardeşi çalkantılı bir dünyaya doğmuşlardı. Rün Savaşları Valoran'ın ve Shurima'nın büyük kısmını kasıp kavurmuştu, hatta Targon Dağı'nın zirvelerine bile yayılacak gibi görünüyordu. Morgana'nın annesi Mihira'yla babası Kilam, bu ulu dağın ilahi güçler verdiğine dair efsaneleri duymuşlardı. Kabilelerini kurtarmak için bu uzun ve zorlu yolculuğa çıkmaktan başka çıkar yol göremiyorlardı.Mihira'nın hamile olduğunu öğrendiklerinde bile geri dönemezlerdi. Sonunda, Runeterra'nın yıldızlara değdiği noktaya geldiklerinde Kilam, Mihira'nın Adaletin Sureti'ni temsil etmek için seçilmesini hayranlık ve korkuyla seyretti.Çift geriye hem aradıkları yardımla hem de kucaklarında ikiz kızları Morgana ve Kayle ile döndü; ama Mihira'ya verilen göksel güç, kadının ölümlü benliğini ve sevdiklerini ikinci plana atmaya başlamıştı. Kızları babalarının kucağına tutuşturup savaşın çağrısına yanıt vermek için üçünü de bırakıp gittiği çok oluyordu.Kilam kararsızlıktan kendi kendini yedi aylarca. Savaşın sayısız cephede devam ettiği yetmiyormuş gibi sevgili eşi de günden güne ondan uzaklaşıyordu. Kızlarının güvenliğinden endişe etmeye başlayınca Mihira'nın evden bir sonraki ayrılışını bekledi. Sonra ikisini birden alıp Targon'dan kaçtı.Gittikleri yerin o zamanlar adı yoktu ama sonradan sihirden ve zulümden kaçanlara kucak açmasıyla tanınan Demacia Krallığı'na dönüştü.İkizler burada büyüdü ve büyüdükçe birbirlerine geceyle gündüz kadar zıt iki kişi oldular. Kayle yaşadıkları yerleşimin kurallarını öğreniyor, kuzguni saçlı Morgana ise eski yerleşimcilerin yeni gelenlere kuşkuyla yaklaşmasına üzülüyordu. Sığınmacı olmanın nasıl bir şey olduğunu bildiğinden kendini yabanıl topraklara vurdu. Yersiz yurtsuz büyücülerle ve bela çekerler diye istenmeyip gönderilmiş başka kişilerle konuşmaya başladı. Evde ise babasının Mihira'yı bırakmak zorunda kaldığı için ne kadar üzgün olduğunu hissedebiliyor, ona böyle büyük bir acı yaşattığı için annesine kinleniyordu.Morgana, kendisinde ve Kayle'da suretin gücünden bir parça kalmış olabileceğinden korkuyordu. Günün birinde gökten, gölgelere ve yıldızların ateşine bürünmüş koca bir kılıç düştüğünde bu korkularında haklı olduğu ortaya çıktı. Kılıç yere saplanıp ikiye bölününce kızların omuzlarından kuş kanatları çıktı. Kilam, kızlarının kılıcın birer parçasını aldığını görünce ağlamaya başladı ve Morgana onu teselli etmek için uzandığında arkasını döndü.Kayle yeni görevlerini benimseyerek kanunları uygulamak için bir kolluk kuvveti toplamaya girişti. Morgana ise ona verilmiş olan bu güce çok içerliyordu. Ta ki bir gece, yaşadıkları yer saldırıya uğrayana kadar. Çatışma yayılınca Kilam saldırganların arasında kaldı. O anda Morgana babasını korumak için atılarak ona saldıranları yakıp kül etti. Kız kardeşler birlikte sayısız hayat kurtardı. Demacia'nın Kanatlı Muhafızları olarak anılıyorlardı artık.Ama Kayle'ın görüşleri zamanla daha da sertleşti. Morgana sık sık, suçlarının kefaretini ödemek isteyenlere merhamet gösterilmesi için yalvarıp yakarıyordu. İki kardeşle onların ölümlü müritleri arasında sonunda uzlaşmaya varıldı fakat her an bozulabilecek kadar narin olan bu durum uzun sürmedi. Kayle'ın en coşkulu destekçisi olan Ronas, Morgana'yı bizzat tutuklamaya karar verdi. Tövbekâr takipçilerini korumaya çalışan Morgana, Ronas'ı kara alevlerle zincire vurdu. Adam sonunda yere yığılıp öldü.Kayle, Ronas'ın katilini adalete teslim etmek için yeminler ederken şehir gökte yanan ilahi ateşlerle aydınlandı. Morgana da göğe yükselip kardeşinin karşısına çıktı.İkisi de kılıçlarını kaldırıp saldırıya geçti. Birinin gözleri kör edecek kadar parlak ışığına, diğeri alev alev yanan bir karanlıkla karşılık verdi. Bu saldırılar elbette aşağıdaki binaları da yerle bir etti. İçlerinden sadece birinin kazanabileceği belliydi ama Morgana, babalarının acı dolu sesini duyunca bocaladı. Kilam ölümcül bir yara almış halde molozların arasında yatıyordu. Morgana kederle haykırarak annelerinin kılıcının kendisindeki yarısını Kayle'a fırlattı ve düşen bir göktaşı hızıyla yere indi.Babasını kollarına alarak annelerinden onlara miras kalan bu yıkıcı gücü lanetlemeye başladı. Bir süre sonra Kayle da yere kondu. Hayretten dili tutulmuştu. Morgana, suçu onları annelerinden kaçırmak olan Kilam'ın da cezalandırılması gereken kötü kalpli bir ölümlü olup olmadığını sordu öfkeyle. Kayle yanıt vermedi. Ardına bile bakmadan göklere yükseldi.Morgana'nın kanatları, çektiği acıların geride bırakamadığı bir hatırası haline geldi. Kesip vücudundan ayırmaya çalıştı ama dünyada o kadar keskin bir kılıç yoktu. O da kanatlarını demir zincirlerle bağlayarak ölümlüler arasında yürümeye karar verdi.Aradan yüzyıllar geçti, hikâyesi efsane oldu. Morgana'nın adıysa neredeyse unutuldu. Demacia halkı bugün bile “Kanatlı Muhafız”a saygı gösteriyor ama bu isimle sadece Kayle'ın öyküsünü ve zaferlerini biliyorlar. Morgana, öfkeli çıkışları ve günahların kefaretinin ödenebileceğine olan inancı nedeniyle “Peçeli Kadın” olarak hatırlanıyor.Morgana bütün bu yaşadıklarına rağmen, yardımını isteyenleri terk etmeyi reddediyor. Mutsuz ve ihanete uğramış halde krallığın gölgeleri arasında saklanıp bekliyor. Kayle'ın ışığının bir gün Runeterra'ya döneceğinden ve herkesi yargılayacağından emin.Sihir yeniden güç kazandıkça, Morgana şafağın yaklaştığını hissedebiliyor.
deneme
Aktif Üye

Konuda Ara

0 Yorum


Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi