REKLAM ALANI

2.Murad Yaptığı Fetihler

avatar BeyDesigN
Aktif Üye
514
#1
Yorumu Paylaş

Cüneyd, Hamza'nın muhasarayı Halil Yahşi Bey'e devretmesini fırsat bilerek canının bağışlanması karşılığında kalenin anahtarını teslim etmeyi teklif etti. Zira Cüneyd, vaktiyle Hamza'nın ağabeyi Bayezid Paşa'yı gözlerinin önünde boynunu vurdurarak katletmişti ve bu sebeple onunla sulh etmesi mümkün değildi. Halil Yaşhi Bey, bu teklifi kabul edip kaleyi teslim alsa da de aynı gün Ayasluğ'dan dönen Hamza Bey, vazifelendirdiği dört cellat ile Cüneyd'i  ve kardeşi Bayezid'i çadırında boğdurdu ve  cansız bedenleri  Edirne'ye gönderdi. Hamza Bey'in, verilen teminata rağmen Cüneyd'i öldürmesi bir süre sonra tartışma konusu olacak, bu vaka paşaların ihtilafına dahi yol açacaktır. Nihayetinde 2. Murad, Gelibolu'da hapsedilen diğer kardeşi Hamza ve oğlu Kurt'un da boynunu vurdurarak hem Cüneyd vakasını tümüyle bertaraf etti hem de Aydınoğulları'nın topraklarını tümüyle fethetmiş oldu (1426).

Fethin hemen sonrasında Aysuluğ'a geçen 2. Murad, burada batı sınırlarındaki sulhu tesis ve temin için vasal ve komşu hükümdarları davet etti. Bu davete icabet eden Eflak Voyvodası Dan ve Sırp Despotu Lazareviç'in sefirlerinin yanı sıra Bizans İmparatoru Yuannes'in başvekili Lukas Notaras da bulunuyordu. Ayrıca Cenova ve Venedik sefirleri de hazır bulunuyordu. 2. Murad, Venedik dışındaki tüm sefirlerle kendisinden önce aktedilen sulh antlaşmalarını yeniledi. Zira Venedik'in Selanik'i işgalini affetmemişti. 


 Menteşoğulları Beyliğinin İlhakıMenteşoğulları Beyi İlyas, Fetret Devri döneminde Mehmed Çelebi'ye muhalifken Çelebi Mehmed'in tahta geçmesi sonrasında bağımsızlığını kaybedip Osmanlı'ya tabi duruma gelmişti. Daha sonra 2. Murad  sulh teminatı için İlyas Bey'in yeğenleri Üveys  ve Ahmed'i istemiş, onları Tokat kalesinde gözetim altında tutmuştu. İlyas Bey vefat edince varisleri olarak ilan ettiği yeğenleri Üveys ve Ahmed, gözetim altında tutuldukları Tokattan firar etmeyi başardılar. Üveys, kısa sürede yakalanıp boynu vurularak cezalandırıldı. Üveys'in kaçmasında ihmali bulunan muhafızda aynı akıbetle cezalandırıldı. Ancak Ahmed, İran'a kaçmayı başarmıştı. 

Bu minval üzere 2. Murad, Menteşe Beyliğinin ilhakı için Balaban Paşa'yı, emrindeki kolorduyla birlikte  Teke'ye gönderdi. Hükümdarsız kalan Menteşe Beyliğinin eski beylerinden birinin torunu olan Osman, bu minval üzere belki de beyliğinin hükümdarlığını bir pazarlık ile kazanabilmek gayesiyle Antalya Kalesi ve Limanını muhasara altına aldı. Antalya'ya vali olarak atanmış olan Firuz Bey, bu vakanın hemen öncesinde vefat etmişti. Bunun üzerine Firuz Bey'in oğlu Hamza süratle yetişerek muhasarayı kırdı ve Osman'ı mağlup edip savaş meydanında öldürdü. Menteşeoğullarının taarruzu boşa çıkartılmıştı ancak evvelden beri Osmanlı hem hasım hem hısım olan Karamanoğlu Beyliğinin hükümdarı Mehmed, 2. Murad'ın cülusunda akdettikleri sulhu bozarak Antalya Kalesinin muhasarasını devam ettirdi. Bu hasmane tutumu Mehmed Bey'in hem canına hem de Karamanoğullarının bağımsızlığına mâl oldu. Mehmed Bey, kaleden gelen bir top mermisinin isabet etmesiyle öldü. Mehmed Bey'in ölümü üzerine bozulan muhasara neticesinde iki oğlu İsa ve Ali de esir düştüler. Cepheden çekilmeyi başaran İbrahim, babası Mehmed Bey'in naaşını Karamanoğluna götürmeyi başardı ve yerine geçti. Ancak Karamanoğulları, sulhu bozmanın cezasını bağımsızlığını kaybederek ödedi. 2. Murad, İbrahim Bey'e gönderdiği kılıç ve sancak ile hakimiyetini altına aldığını ilan etti. Esir alınan İsa ve Ali de Sofya'da kendilerine tahsis edilen malikanelerde ikamet ettirilerek gözetim altında tutuldular. Nihayetinde Menteşe Beyliği tümüyle Osmanlı hakimiyeti altına girmiş ve Karamanoğulları Beyliği itaat altına alınmış oldu (1427).
 Germiyanoğulları Beyliğinin İlhakıGermiyanoğulları, evvelden beri Osmanlılar ile iyi ilişkiler içerisine girmeye gayret etmiş, kimi zaman anlaşmazlığa düşseler de özellikle son Germiyan hükümdarı İlyas Bey döneminde dostane bir ilişki güdülmeye başlanmıştı. İlyas Bey, babası 1. Mehmed'e olduğu gibi 2. Murad'a da hürmet ile yaklaşıyordu. Yaşı oldukça geçkin olan İlyas Bey, ömrünün son demlerinde 2. Murad'ı ziyaret etmek arzusuyla Edirne'ye doğru yola çıktı. Sultan Murad, İlyas Bey'i saygınlığına yaraşır şekilde, ihtiram ve şenliklerle karşıladı. İlyas Bey, Edirne'de kaldığı süre boyunca refakatine tahsis edilen alim, şair, hizmetkar ve askerlerce el üstünde tutuldu. İlyas Bey de bu ihtiramlara layığı ile mukabele gösterip dönüş yolu boyunca kendisine refakat edenlere bolca hediyeler verdi. Öyle ki, dönüş yolu boyunca verdiği hediyeler ve bulunduğu ihsanlarla nihayetinde beyliğine döndüğünde verilecek ne bir hediyesi, ne de tek bir akçesi kalmamıştı. 

İlyas Bey, bu ziyaretten bir yıl sonra vefat etti. Ancak ölmeden evvel, 2. Murad'ı varisi olarak ilan etmiş, tüm mal varlığının 2. Murad'a bırakılmasını vasiyet etmişti. Zira İlyas Bey'in bir erkek evladı olmamıştı. İlyas Bey'in bu vasiyeti nihayetinde Germiyanoğulları Beyliği bir süre sonra Osmanlı'nın bir vilayeti durumuna geldi. Nihayetinde mübadelesiz, ihtilafsız, sosyo-politik bir ilhak ile Germiyanoğlu toprakları Osmanlı coğrafyasına dahil olmuştur (1428).
Galamboç'un Fethi2. Murad'ın tahta geçmesi ile Balkanlarda ki uç seferleri hız kazanmıştı. 1421'de Bosna üzerine ilerleyen uç beyliğine bağlı kuvvetler Visoki'de Bosna kralının ordusu tarafından bozguna uğramış, ancak akınlardan vazgeçmemişlerdi. Nispeten az sayıdaki akıncı kuvvetlerinden oluşan ve doğrudan uç beyleri idaresinde bağımsız olarak sınır hatlarının dışına akın eden bu kuvvetler 1424'de bir kez daha mağlup olmuşlar, ancak bu mukavemet 1426'da kırılmış, akıncılar Bosna bölgesindeki dağ geçitlerini ele geçirerek Srebreniza'ya kadar ilerlemişlerdi. Akıncılar, aynı yıl Novonbro (Alacahisar), Kruşevaç ve Niş'i de ele geçirdiler. Böylece Morava nehrine kadar olan bölge tümüyle Osmanlı'nın hakimiyeti altına girmiş oldu. Bu akınlar Üsküp Sancakbeyi İshak Bey tarafından idare ediliyordu. İshak Bey'in vefatına kadar ele geçirilen bölgeler muhafaza edilmiş, Bosnalı yerel hükümdarlar Türklerin taarruzları ile sürekli rahatsız edilmiştir. 

Sırp Despotu Lazareviç'in 1427'de ki ölümü üzerine bölgedeki dengeler değişti. Lazareviç'in Macar Kralı Sigismund ile yaptığı bir antlaşma gereği vefatından sonra bir kısım müstahkem mevkiler Macaristan'a devredilecekti. Bu mevkilerden biri de Galamboç (Güvercinlik) şehriydi. Ancak Lazareviç, bu şehri sağlığında soylu bir aileye aldığı borç karşılığında rehin bırakmıştı. Sigismund, akdedilen anlaşma gereği şehri almaya hazırlanırken rehin olarak aldığı şehri muhafaza edemeyen soylu, 2. Murad'dan destek talep etti. Bu minvalde ticari bir anlaşma ile şehri satın alan 2. Murad, şehrin savunmasını tahkim edip topraklarına kattı. Sigismund, şehri almak için yola çıkınca 2. Murad, şehrin savunması için bizzat harekete geçip Galamboç'a doğru yola çıktı. Şehri muhasara altına alan Sigismund, Sultan Murad'ın orada bulunması üzerine anlaşma yoluna gitti ve saldırıya geçmedi. Ancak Sigismund'un kuvvetleri henüz geri çekilmeye başlamışken 2. Murad, muayedeyi bozarak şehrin sağ cenahında bulunan ve henüz çekilmemiş olan Macar kuvvetlerinin üzerine hücum etti. Bu taarruz neticesinde Macar ordusuyla birlikte hareket eden yeni Sırp Despot Brankoviç, sulh talebinde bulunmak zorunda kaldı. Brankoviç ile yapılan sulh ile Sırplar daha önce olduğu gibi Osmanlı'nın vasalı olacak, 50 Bin duka vergi verecek ve Macaristan ile tüm münasebetlerini kesecekti. Nihayetinde 1428'de Galamboç doğrudan Osmanlı topraklarına dahil olmuş, balkanlarda önemli bir mevki elde edilmiş oldu. 

2. Murad'ın Sigismund ile mücadelesinde dikkat çeken husus, Sigismund'un kuşatmayı kaldırması karşılığında Sultan Murad'ın verdiği sözü tutmamış olmasıdır. Daha önce de İzmir hükümdarı Cüneyd, canının bağışlanması karşılığında kalesini teslim etmiş, buna rağmen Beylerbeyi Hamza Bey tarafından boğdurulmuştu. Hamza Bey'in bu hareketi paşalar arasında tartışma konusu olmuş, ancak bu hareket İbrahim Paşa başta olmak üzere kahir ekseriyetle siyasi bir manevra olarak methedilmişti. Diğer Osmanlı hükümdarları bu tür durumlarda verdiği sözlere sıkı sıkıya bağlı kalırken 2. Murad döneminde bir siyasi tezahür ve savaş hilesi olarak görüldüğü çok açıktır. Zira bu münferit bir mesele değil, bizzat Hükümdarında tevessül ettiği esef verici bir tutum olarak dikkat çekiyor. 
Selanik'in Fethi2. Murad, cülusundan itibaren Selanik'in fethini tasarlıyordu. Ancak gerek Anadolu'da ki meseleler, gerek Bizans'ın sulha tevessül etmemesi, gerekse Balkanlarda ki hareketlilik 2. Murad'ın bu garazını ertelemesine sebep oluyordu. Nihayetinde Anadolu'da ki meselelerin halli ile bu mümkün hale gelebilmiş, Galamboç'un fethi ile de akıncıların gaza ve yağma hevesi yükselmişti. Selanik ahalisi bu durumu sezmiş olacak ki  2. Manuel'in ölümü sonrasında Bizans'ın gösterdiği zaaf nedeniyle Venedik'in himayesi altına girmeye karar verdiler. Selanik Hükümdarı, Bizans İmparatoru Yannis'in kardeşi Andronikos'du. Selanik kalabalık, ekonomisi güçlü ve tabiat güzellikleriyle bilinen bir şehirdi. Kendi hükümdarlarını kendileri seçebiliyor, kendi siyasi istikballerini kendileri belirleyebiliyorlardı. Bu minvalde Venedik'e elçi göndererek kendilerine bir vali atanmasını istediler. Elbette bu reddedilemeyecek kadar büyük bir fırsattı. Venedik tarafından atanan Selanik valisi yola çıktığında Selanik Halkı eski hükümdarları Andronikos'u Bizans'a doğru sulh ve teveccüh ile yolcu etmişlerdi bile. 

Selanikliler, meseleyi sulh ile sonuçlandırmak niyetiyle 2. Murad'a elçi gönderdiler. Ancak Murad, elçilere "Selanik Bizanslıların eline geçmiş olsaydı bunu kabul ederdim, Lakin, Latinlerin bu beldeyi idare hakkına malik olduklarını asla tasdik etmem" diyerek niyetini açıkça ortaya koydu. Selanik'i kaybeden Bizans da Edirne'ye elçilerini göndermiş, onlara verdiği yanıtta da "Selanik efendinize ait olsaydı orayı zapt etmek fikrinde bulunmayacaktım, fakat Venediklilerin buraya yerleşmesine müsaade etmeyeceğim" demiştir. 

Nihayetinde sefer hazırlıklarına başlanmış, kuşatma için gerekli gereçler temin edilmiş, Hamza Bey Bursa'dan yola çıkmıştı. 2. Murad da Edirne'den Siroz'a doğru harekete geçti. Orduların hazırlığını tamamlaması ile Selanik'e doğru yola çıkıldı. Osmanlı kuvvetleri, Selanik savunmasına nispetle o denli kalabalıktı ki Dukas Kroniğinde 1 Selanik savunmasına karşı 100 Osmanlı kuvveti olduğu geçmektedir.

Selanik'in müdafaası doğrudan Venedik kuvvetlerinin idare ve idamesindeydi. Ancak sayılarının çok az olması hasebiyle her asker iki hatta üç tabyayı savunmak zorunda kalmıştı. Şehri koruyan hisarlar mukim, aşılması çok güç ve savunma hattına sağladığı avantajlarla Osmanlı kuvvetlerine geçit vermeyecek nitelikteydi. 26 Şubat 1430'da Selanik'te şiddetli bir deprem meydana geldi. Bu sarsıntı hem Selanik halkını heyecanlandırmış, hem de din adamlarının "Selanik düşman tarafından işgal edilirse doğal afetlerle yerle bir olacaktır" şeklinde bir hurafeye inanmasına yol açmıştı. 

Hamza Bey, Selanik'in mukim surlarını aşmanın güçlüğünü de müşahede etmiş olacak ki, şehri sulh ile teslim almanın yollarını aradı. Vazifelendirdiği birkaç asker ile hisar savunmasında ki Bizanslı askerleri ikna etmeye, böylelikle hisarın kapılarını açtırmaya teşebbüs etse de Venedikliler bu tür teşebbüslerin önlemini almışlardı. Zira her Rum askerinin yanında Venedik ordusundan bir yağmacı bulunuyordu. Hamza Bey, bu yol fayda vermeyince oklara sarılı kağıtlarla şansını denemiş, ancak Venediklilerin temkinli davranması hasebiyle yine muvaffak olamamıştı. Çarpışma kaçınılmaz hale gelmişti. 

2. Murad, muharebe başlamadan evvel umumi taarruz için emir vermek üzereydi ki Vezir Ali Bey (Gazi Evrenos'un oğlu), hisar savaşının çok zor olduğunu, sabır ve şevk gerektiğini, bunun için de Yağma iznini çıkartmanın faydalı olacağını söyledi. Bunun üzerine 2. Murad, yağma iznini verince 28 Şubat gecesi ilk taarruz başladı. Halk korkuyla kiliselere giderek dualar ediyordu. Çetin geçen muharebenin ilk günü sonrasında Venedik kuvvetleri büyük bir hata yaptılar. Destek için gönderilen üç kadırganın Osmanlı kuvvetleri tarafından yağmalanmasından çekinerek bir kısım kuvveti limana kaydırdılar. Zaten sayıca az olan Venedik kuvvetlerinin bu hamlesini gören Rumlar, Venediklilerin geri çekildiğini düşünerek savunma hattını bırakıp ricat ettiler. Savunmada ortaya çıkan bu zaaf, Osmanlı kuvvetlerinin merdiven ve kamışlı kalkanlarla surları aşmalarının önünü açtı. Nihayet surlar aşılmış, hisarın kapıları açılmıştı. 2. Murad, yağma müsaadesini tekrarlayarak kadın, çocuk bütün sakinlerin hayatları, bulacakları altın, gümüş ve taşınabilir her mal gazilerindir diyerek kendisine yalnızca toprak ve üzerindeki yapıların mülkünü aldığını ilan etti. 

Kaçan Venedik askerleri, kadırgalarla uzaklaşmayı düşünerek limana çekildiler. Rum askerler de aynı yolu denediler, ancak Venedikliler canlarını kurtarmak için Rum askerlerini limana almadılar. 2. Murad tarafından defakez uyardığı halde icabet etmeyen Rum askerlerin akıbetleri şiddetli oldu. Pek çoğu öldürüldüğü gibi kalanları da esir edildi. Selanik'in fethi sonrasında Osmanlı kroniklerinde de belirtildiği üzere menfur olaylar yaşandı. Malları yağmalanan ahaliden karşı gelenler doğrudan yağmacılar tarafından katledilirken 7000'den fazla kişi esir edilip köle yapıldılar. Mihrapların altına gizlenen hazinelerin bulunması ile mihraplar yıkıldı, yağmalandı ve tasvir levhaları parçalandı. 2. Murad, yağma faaliyetlerini görünce şehrin tamamiyle harap olmasının önüne geçti ve yağmaya son verip şehrin yeniden imarına karar verdi. 

Boşalan hanelere Gazi ve aileleri yerleştirildi. Ancak nüfusun yetersiz gelmesi sebebiyle esir edilen ecnebilerin azat edilmesine karar verip şehirlere yeniden yerleşmelerinin önü açıldı. Ancak pek çoğu esir tüccarları tarafından satıldığı için bu da yeterli gelmedi. Nihayetinde Vardar Yenicesinden göç ettirilen Türkler yerleştirildi. Neticede Selanik, fethine müteakip büyük bir yıkıma uğramış, 2. Murad'ın gayreti ile şehir yeniden imar edilip zamanla eski hanelerine yerleşen Rumların evleri Vardar Yenicesinden gelenlere tevdi edilerek bölge hem nüfus hem imar hem idari bakımdan Türkleştirilmişti (1 Mart 1430).
Yanya'nın ZaptıYanya, bugünkü Yunan yarımadasının batısında yer alan, zamanında Batı Yunanistan'ın en büyük kenti durumundaydı. Yanya hükümdarının ölümü sonrasında varisleri Memnon, Turnus ve Herkül hükümdarlık için mücadeleye giriştiler. Selanik'i zaptı sonrasında bizzat 2. Murad'ın bölgeden ayrılmamış olması hasebiyle hükümdarlık mücadelesine girişen kardeşlerden Memnon,itaati karşılığında sultandan yardımını istedi. 2. Murad, Karaca kumandasında bir ordu vazifelendirip Mennon'u hükümdarlık makamına oturtmak üzere kente gönderdi.  Bu gelişmeyi haber alan Yanya ahalisi, kentlerinin taht kavgasına sahne olmaması için temsilciler göndererek özgürlük ve imtiyazlarına dokunulmaması halinde mukavemet göstermeden şehrin kapıları açacaklarını bildirdiler. Bu durum üzerine 2. Murad, tanzim edilen bir sözleşme ile kenti devraldı ve devir teslim işlerini görmek üzere 18 zabit görevlendirip Yanya'ya gönderdi. Böylelikle Yanya, Osmanlı idaresi ve tahakkümü altına girmiş oldu (1431). 
 Veba Salgını14. Yüzyılın başlarında ortaya çıkan, esasen kaynağı Çin olan ancak askeri hareketliliklerle batıya doğru kayan Veba mikrobu adım adım ilerleyerek Mezopotamya, Anadolu ve Yunan Yarımadasında yayılmaya başlamıştı. 2. Murad döneminde özellikle Anadolu ve Bursa'da yayılmaya başlayan veba mikrobu 1430'lu yıllarda hat safhaya ulaştı. Öyle ki Sultan Murad'ın ihtimam ve sefahat içerisinde yaşayan kardeşleri Mahmud ve Yusuf bile bu illetten kaçamamıştı. Veba mikrobunun etkisini azaltması ve toplumsal bir tehdit olmaktan çıkması ancak 1440'lı yıllara doğru mümkün olabildi. Ardında bıraktığı yıkım ise hem toplumsal hem siyasi olarak oldukça ağırdı. Zira devletin önde gelen isimleri de bu hastalığın pençesine düşmüş, kurtulamamışlardı. 1420 - 1440 arasında yaşanan salgında devrin en önemli tasavvuf ve din adamı Emir Sultan, 2. Murad'ın erkanından olan Hacı İvaz Paşa ve Sadrazam İbrahim Paşa (Çandarlı) hayatlarını kaybettiler. 
 Balkan Muharebeleri ve İlerleyişMirça döneminde Osmanlı'nın vasalı durumunda olan Eflak Prensliği, Mirça'nın ölümü sonrasında yerine geçen oğlu tarafından idare ediliyordu. Macar Kralı Sigismund'un ejderha anlamına gelen Drakul ünvanı verdiği Vlad, Eflak Voyvodası Dan'ı tahttan indirip öldürmüştü.  Eflak'ın varisi durumunda olan ve öldürülen Dan'ın kardeşi, 2. Murad'dan himaye talep etti. Sultan Murad, Vlad'ı püskürtmek gayesiyle bir miktar kuvveti Eflak'a göndermişti, ancak Vlad bu kuvvetleri mağlup edip Eflak'ın son varisini de ortadan kaldırmayı başardı. Vlad, himayesi altında olduğu Macar Krallığına bağlanmak yerine Osmanlı vasalı olmaya devam etmek arzusundaydı. Savaşa rağmen 2. Murad'a tabi olmak istediğini iletince sulh sağlandı. Sonrasında ise, yanında bulunan bir kısım Türk kuvvetle birlikte Transilvaya üzerine taarruz ederek Çerni kalesini zaptetti (1432). Vlad'ın bu hareketi Macaristan aleyhineydi. Bu sebepten ötürü yeni bir cephe açmamak adına Macarlar ile iyi ilişkiler içerisine girilmesi kararı verdi. Aynı zamanda Alman Krallığına da cülus eden Sigismund'u tebrik için elçiler ve hediyeler gönderdi. Sigismund da yeni bir cephe açmak istemediğinden elçileri hürmet ile karşılayıp hediyelerle uğurladı. 

Diğer taraftan Uçbeyi İshak, evvelce sulh yapılan Sırp Despotunun topraklarına girerek şehrin merkezine doğru ilerlemekteydi. Sırp hükümdarı Brankoviç, artan Türk tehdidine karşı kalıcı bir sulh temin edebilmek gayesi ile kızı Mara'yı 2. Murad'la evlendirmek istedi. 2. Murad, bu teklifi kabul etti, ancak Mara'nın yaşının küçük olması sebebiyle evlilik ertelendi. Ancak yine de sulh sağlandı ve Sırp Despotu Osmanlı'nın itaati altına girmiş oldu. Bu gelişmeler neticesinde Macaristan, Eflak ve Sırp Knezliği ile sulh temin edilmiş oldu.
Balkanlarda bu vakalar yaşanırken Anadolu'da Karamanoğulları Beyi İbrahim, Sigismund ve Vlad ile gizlice görüşüyor, Osmanlı aleyhine politikalar güdüyordu. Bunun yanında bir Türkmen Beyi, Karamanoğulları Beyi İbrahim'in çok kıymet verdiği atını hile ile zapt ettiğini ve hakkının müdafaasını talep etmişti. 2. Murad, İbrahim Bey'e gasp ettiği atın iadesini istedi. İbrahim Bey, kurmuş olduğu şer ittifakının da verdiği pervasızlık ile bu isteği reddedince bir anlamda vasalı olduğu hükümdarına baş kaldırmış, dolayısıyla savaş ilan etmiş oldu. 2. Murad, elbette bu asi ve pervasız tavrı cezasız bırakmayacaktı. Saruca Paşa komutasındaki ordusu süratle yola çıkarak Konya'ya doğru harekete geçti. Kendisi de kısa bir süre sonra yola çıkarak Beyşehir, Akşehir ve Konya'yı zaptetti. İbrahim Paşa, balkanlardaki vakalar hasebiyle kendisinin üzerine gelemeyeceğini düşündüğü 2. Murad'ın Konya'ya ulaştığını haber alır almaz kaçarak Kilikya'ya geçti ve Toroslar'a sığındı. Hükümdardan affı ve canının bağışlanması için Mevlevi Şehyi Hamza'yı elçi olarak gönderdi ve Hamidili'i üzerindeki tahakkümünü Osmanlı'ya bırakmayı taahhüt etti. 2. Murad, Hamza'nın nezaketi ve ikna edici üslubu ile canının bağışlanması için yalvardığı İbrahim Bey'i oğlunu sulh teminatı olarak almak kaydıyla affetti , hatta zaptettiği toprakları da tenezzül etmeyip arkasında bırakarak geri döndü. Hamidili'ni ise, "Zaten bu vilayeti ben vermiştim, şimdi ondan geri alıp kardeşi İsa'ya veriyorum" diyerek hem alicenaplık göstermiş hem de cezai müeyyide uygulayarak pervasızlığını cezasız bırakmamış oldu (1436). 

2. Murad, gözünü tekrar Balkan sınırlarına dikti. Gayesi Sırp topraklarında nüfuz alanını genişletmek, Macar İmparatorluğuna diz çöktürüp tekrar karşısına çıkmaya cesaret edemeyecek şekilde püskürtmekti. Evvela Sırp Knezliğini hedef aldı, ancak evvelce Sırp Despotu Brankoviç'in kızı Mara ile evlenmeyi kabul etmiş, baliğ olmadığından bu evlilik ertelenmişti. Braknoviç'i kurduğu akrabalık bağı hasebiyle affeden 2. Murad, Ali Paşa'yı vasalları Vlad ve Brankoviç ile birlikte Macaristan'a sefere gönderdi. Süratle ilerleyen Osmanlı kuvvetleri Semendre üzerinden Tuna'yı geçtiler ve Transilvanya'yı istila ettiler. Hermstad muhasara edildiyse de sekizinci günün sonunda muhasara kaldırılıp daha ehemmiyetli olan Medyaş bölgesini zaptettiler.         45 gün süren seferler sonrasında onbinlerce esir alınıp Anadolu ve Balkan bölgelerine getirildi (1436). 

Çok sayıda esir alınmış olması Avrupa'da muazzam bir Türk korkusu ortaya çıkartmıştı. Bu bakımdan Türklerin bu devirdeki taarruzları, devrin batı kaynaklarında Osmanlı'yı istilacı, cani ve gözü dönmüş olarak tasvir eder. Ancak Osmanlı döneminde ki sosyo-politik atmosferi anlatan çok kıymetli bir eser vardır ki; bu seferlerde esir olarak alınıp Anadolu'ya getirilen bir gayrimüslim tarafından kaleme alınmıştır. Kayıtlarda Mühlenbahlı olarak geçen bu kişi, Anadolu'da geçirdiği 22 yılı özetlediği eserinde Türklerin ahlak ve itikadını methetmekte, esaret altında yaşadığı ülke hakkında minnet ve övgü ile bahsetmektedir. Savaş sonrasında esir alma adedi dönemin Batı medeniyetlerinde de mevcutken söz konusu kendi insanlarının esir alınması olunca kendilerini tenzih edip Türkleri tahrik etmiyor olmaları elbette samimi değildir. 

2. Murad, kışı müstakbel eşi Mara ile yaptığı düğün ve sonrasındaki şenliklerle geçirdi. Bahar gelince İshak Bey'in tavsiyesi üzerine yeniden sefer hazırlıklarına başladı. İshak Bey, Sırpların Semendre'ye hükmetmeye devam etmeleri halinde Macarların taarruzlarının durmayacağını, Vlad'ın ise Osmanlı'ya itaat etmeyip başkaldırmak için fırsat aradığını telkin etmişti. Nitekim İshak Bey'in ön görüleri fevkalade isabetli ve yerindeydi. Semendre'nin kendisine teslimini istemek için Brankoviç'i huzuruna çağırdığında, Sırp Despot davete icabet etmeyip Macaristan'a sığınarak savaş hazırlıklarına başladı ve savunma durumuna geçti. Vlad, Osmanlı aleyhine giriştiği teşebbüs ve emellerinin haber alındığını bildiği halde kendi rızası ile 2. Murad'ın huzuruna vardı ve derdest edilerek Gelibolu'da zindana atıldı. Daha sonra iki oğlunu sulh teminatı olarak bırakarak tekrar Eflak hükümdarlığı vazifesine getirildi. 

2. Murad, süratle Semendre'yi muhasara altına aldı. Ancak fevkalade çetin bir savunmayla karşılaştığından 3 ay boyunca sonuç alamadı. Zira kuşatma esnasında bölgeyi çok iyi bilen İshak Bey, Hacc'da bulunuyordu. Nihayet İshak Bey'in dönüşü ile muhasara birkaç gün içerisinde muvaffakiyetle sonuçlandı (1437). Semendre'nin alınması Macaristan üzerinde büyük bir baskı oluşturuyordu. Zira Osmanlı artık Macaristan ile sınır durumuna gelmişti. Sigismund, 2 yıl boyunca  Semendre'nin geri alınması için hazırlık yaptı ve büyük bir orduyla Semendre üzerine yürüdü. Ancak Sigismund Semendre'ye ulaşamadan geri dönmek zorunda kalacaktır. Zira ordusunda baş gösteren dizanteri hastalığı uzun sürecek bir kuşatmaya mani olacaktır (1439). 

 Art Arda Alınan Mağlubiyetler ve Balkanlardan Geri Çekilme2. Murad, cülusu sonrasında geçirdiği 20 yıl boyunca gerek Anadolu, gerekse Balkanlarda fevkalade fetihler gerçekleştirmiş, Osmanlı sınırlarını takdire şayan bir süratle genişletmişti. Ancak hükümdarlığının son birkaç yılı mağlubiyetler ve başarısızlıklar ile geçmiş, nihayetinde tahttan feragate mecbur olmasıyla sonuçlanmıştı. 

Semendre, Mora ve Arnavutluğun fethi esnasında Sigismund ölmüş, yerine 2. Albert geçmişti. Diğer taraftan Bohemya'da Katolikler ve Otrakistler hükümdarlık makamına seçilecek kişi için ihtilaf halindeydiler. Katolikler Macar ve Alman hükümdarlığına geçen 2. Albert'i tahta geçirmek istiyordu.  Otrakistler ise Polonya Kralının 13 yaşındaki oğlu Kazimir'i hükümdar ilan etmişlerdi. 2. Murad, bu ihtilaftan istifade etmek için harekete geçerek Kazimir'e Macaristan ile ittifaktan vazgeçmesi halinde himaye ve desteğini taahhüt etti. Ancak Osmanlı sefirleri henüz Bohemya'dayken Albert ölmüş, dolayısıyla Kazimir'in rakibi kalmamıştı. Macaristan'a karşı bir müttefik bulamayan 2. Murad, nihayet emelini ordusu ile gerçekleştirmek üzere harekete geçti ve Brankoviç'in Macaristan'a bıraktığı Belgrad üzerine yürüdü. Hisarlar kuşatıldı, Belgrad muhasara edildi. Ancak kenti korumakla görevli bir papaz olan Raguza'lı Zovan, Ali Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuna karşı fevkalade bir mukavemet gösteriyor, surları aşmak mümkün olmuyordu. Osmanlı Tarihinin en çetin ve en uzun süren kuşatması olan Belgrad muhasarası 6 ay boyunca devam etti. Nihayetinde hisardan içeri girmeyi başarsalar, hatta pek çok ganimet ve esir almış olsalar da hisarın içerisindeki muharebelere mukavemet gösteremeyip çekilmek zorunda kaldılar. 

Belgrad'da ki kısmi başarısızlık 2. Murad dönemi için bir kırılma olmuştur. Belgrad muhasarasının sonrasında Macaristan'a karşı küçük de olsa kazanılmak istenen bir zafer vardı. İmrahorbaşı Mezid Bey, bu gaye ile Eflak'ı geçip Transilvanya ya ulaştı ve Macar şehri olan Hermanstad'ı kuşattı. Diğer taraftan Macarlar, ünlü bir komutan olan Yanoş lakaplı Yohan Hunyad komutasında kuvvetli bir savunma gücü tanzim etmişti. Hunyad, süratle Hermanstad'ın savunmasına destek vermek üzere intikal etti. Bu intikali haber alan Mezid Paşa, onu karşılamak üzere harekete geçti. Ancak Hunyad, zekice bir hamle ile atını ve silahlarını bir başkasına giydirmiş, bu hile ile Mezid Paşa'yı gafil avlamıştır. Mezid Paşa Hunyad sanarak taarruz edip amacına ulaşmıştı ancak Hunyad, taarruzlarının hemen sonrasında Osmanlı kuvvetlerinin arkasından dolanarak hücum etmiş, Mezid Bey ve akıncıları bu beklenmedik saldırı karşısında mukavemet gösteremeyerek 20 Bin kayıp vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı. Hunyad, bu ümitle beklenen galibiyeti kutlamak için esirlerini ziyafet eşliğinde idam ettirmiş, gazilerin kellelerinden bir tepe yaptırarak Eflak'a ilerlemiş, sonrasında ise tekrar Macaristan'ın müttefiki haline gelen Braknoviç'e hediye olarak, aldığı ganimetlerle yüklü bir kervan göndermiş, bu kervanı da Mezid Bey ve Oğlunun kazığa geçirilmiş başlarıyla süslemiştir (Mart 1442). 

2. Murad, bu musibeti izale için şanlı bir intikam planladı. Rumeli Beylerbeyi Kula Şahin komutasında 80 Bin kişilik muazzam bir ordu tertip edip yeniden Macaristan üzerine gönderdi. Anadolu'nun fethi için tanzim edilmiş ordudan bile sayıca çok olan bu kuvvetin muvaffak olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Öyle ki ordunun başında bulunan Kula Şahin rehavete kapılmış, Eflak'ta ki karargahında sefa sürüyor, kendisini uyaran beylerine "Onlar börkümü görse birkaç günlük yol öteye kaçarlar" diyerek düşmanı hakir görüyordu. Nitekim Macar ordusu yalnızca 15 Bin kişiden oluşuyordu. Nihayetinde bu rehavet kendisine pahalıya patlayacaktır. Taarruz edecekken hazırlıksız yakalanarak savunma vaziyetine geçemeyen Osmanlı ordusu elim ve feci bir mağlubiyetle kendisinden 5 misli az bir kuvvet tarafından bozguna uğratıldı. Kula Şahin de dahil olmak üzere 5 Bin gazi esir alındı, pek çoğu öldürüldü, kaçmaya muvaffak olanlar Eflak'a çekildiler (Eylül 1442).

2. Murad, bu elim mağlubiyet hasebiyle büyük bir üzüntü ve ruhsal çöküş içerisine girdi. En iyi zabitlerinin ve muazzam sayıdaki gazilerinin katli bu şanlı hükümdarı, yakın tarihte bir ilk olmak üzere tahttan feragat etmeye doğru sürükledi. Diğer taraftan Hunyad büyük bir ün kazanmıştı. Osmanlı aleyhine birlik olan kuvvetler, Haçlı Seferlerinden bu yana bu denli ittifak içerisine girmemişlerdi. Macar, Alman, Sırp, Ulah (Eflaklı) kuvvetler efsanevi komutan olarak gördükleri Hunyad'ın  ordusuna katılmışlardı. Bu kuvvetler 5 ay gibi kısa bir sürede 5 müstahkem mevkiyi ele geçirmişler, Osmanlı'nın Balkanlarda 20 yıl boyunca elde ettiği kazanımları yalnızca 5 ayda geri almışlardı.

 İzladi SavaşıSemendre halen Osmanlı'nın elindeydi ve şehre önemli ölçüde Müslüman Osmanlı tabası yerleşmişti. Macar Komutan Hunyad, Sırp Despotu Brankoviç'in müracaatı ile Türklerin Anadolu'ya çekilmeleri gayesiyle 40 Bin kişilik bir orduyla harekete geçti. 22 Temmuz 1443'de Ofen'den harekete geçip Semendre'yi Tuna üzerinden geçerek ilerlediler. 2. Murad, bizzat komuta ettiği kuvvetlerle savunmaya geçti. İlk çarpışma 3 Kasım'da Morava kıyılarında gerçekleşti. Sayıca üstün olan düşmana karşı koyamayan Osmanlı ordusu 2 Bin kayıp 4 Bin esir vererek geri çekilmeye başladı. Hunyad, düşmanını takip ederek önce Sofya'ya ardından Filibe'ye ulaştı. 2. Murad, düşmanın takibinden kurtulmak için çığ düşmesi tehlikesini göze alarak Suçi'de bulunan karlarla kaplı sarp bir geçitten çekilmeye devam etti. Hatta düşmanın azmini kırmak için geçitlerdeki karları eritip zaten sarp olan geçidi buzlarla daha da tehlikeli hale getirmişti. Ancak Hunyad, ordusunun büyük bir felakete uğraması pahasına takibi bırakmayarak ilerlemeye devam etti. 2. Murad, bunun üzerine geçidi kayalarla kapatmış, böylece Hunyad'ın takibini imkansız hale getirmişti. Ancak Hunyad, kayalarla kapanan geçide rağmen vazgeçmeyerek geri dönüp başka bir güzergah üzerinden takibe devam ettirdi. Takip Yalavaç kırlarına kadar devam etti. Burada yaşanan son çatışmada yine mukavemet gösteremeyen Osmanlı ordusu ancak hükümdarlarının canını kurtarmaya muvaffak olabildiler. Hunyad ise aldığı esirleri katledip 2. Murad'ın damadı Mahmud Çelebi ve Rumeli Beylerbeyi Kasım'ı zaferinin nişanı olarak Ofen'e götürdü (1443).Edirne-Segedin Antlaşması ve Sultan Murad'ın Tahttan Çekilmesi2. Murad, Anadolu'ya henüz gelmişti ki Karamanoğlu Beyi 2. Murad'ın içine düştüğü bu müşkül durumdan istifade etmek üzere tekrar başkaldırmış, Bolvadin'den Sivrihisar'a kadar olan mıntıkayı işgal ve talana yeltendiğini öğrenmişti. Derhal Anadolu'ya geçerek Konya'ya kadar ilerledi ve bu asi akrabasını dize getirerek canını bağışlamıştı. Nihayetinde Balkanlarda ki müşküllü durumu sona erdirmek ve sulhu temin etmek üzere Edirne'ye geçti ve imzaladığı antlaşma ile Vlad'a Eflak'ı, Brankoviç'e sulh teminatı olarak aldığı iki oğlunu, Şehriköy, Krosvaç ve Semendre'yi geri verdi. Macaristan ile sulh ise Hunyad ve Braknoviç'in ısrarları ile mümkün olabildi (12 Temmuz 1444). 

Hudut nizamı sağlanmış, asi Karamanoğlu'na baş eğdirilmiş, nihayetinde devletin ve ahalinin emniyeti sağlanmıştı. Ancak 2. Murad, henüz 40 yaşında olmasına rağmen ruhen yorgun düşmüş, kendisinde devleti ayakta tutacak gücü bulamamıştı. Büyük oğlu Ahmed, genç yaşında vefat etmiş, yakın zamanda da diğer oğlu Alaeddin Ali hakk'ka yürümüştü. Devletin idaresi için tek halefi henüz 14 yaşında olan Mehmed (Muhammed) kalmıştı. Oğlu Mehmed'in henüz genç olması onu tedirgin ediyordu. Ancak kararını vermiş, tahtı kendi rızasıyla halefine bırakmaya azmetmişti. Nihayetinde Mehmed'in makamına oturtup kendisi Manisa'ya çekildi. Hükümdar artık Mehmed'di ancak bu durum devleti tehlikeli bir buhrana sürüklemişti. Mehmed, Çandarlı Halil Paşa'nın tecrübeleri ile devleti ayakta tutmaya gayret ediyordu. Çandarlı da bu buhranlı dönemde ılımlı bir politika güdüyor, ihtiyatlı hareket ediyordu. Çandarlı'nın bu hareketi Zağanos ve Turahanlı paşaların tepkisini çekiyor, bu çekişme devletin idare ve idamesini daha da güçleştiriyordu. Diğer taraftan Bizans'ta bulunan 1. Mehmed'in kardeşi Orhan Çelebi (2. Murad'ın Amcası) tahtta hak iddia ediyor, bu minvalde Bizans'ın da desteğini alıyordu. Nitekim aldığı destek ile harekete geçen Orhan Çelebi, Dobluca'ya kadar ilerleyerek isyan girişiminde bulundu. Nihayetinde Şahabettin Paşa'nın müdahalesi ile isyan bastırıldı, Orhan Çelebi Bizans'a kaçtı, ancak bu durum Mehmed'in otoritesi  sarsmıştı. Aynı dönemde Edirne'de bir hurufilik akımı başlamıştı. Harflerin rakamlara dönüştürülerek Kur-an'ı kerim'de ki ayetlerin şifreli anlamlarını bulduğunu iddia eden bu akım Mehmed'in de ilgisini çekmişti. Hatta bu akıma destek verenleri himaye etmeye de teşebbüs etmişti. Ancak Sadrazam Halil Paşa bu akımı tehlikeli bularak mani olmuş, kendisini de bu tehlikeli olabilecek akımdan uzak durmasını telkin ve tavsiye etmiştir. Nihayetinde Halil Paşa'nın baskıları neticesinde hurufilerin himayesinden vazgeçmiştir. Daha sonrasında Şeyhülislam Fahreddin Acemi'nin verdiği fetva üzerine hurufiler yakılarak katledilmiştir. 

 Varna Savaşıİleride Fatih Sultan Mehmed olarak anılacak cihan hükümdarı 2. Mehmed, babasının henüz hayattayken feragati üzerine tahta oturmuş, ancak yaşının küçük olması ve tecrübesizliği nedeniyle henüz idareyi tam olarak ele alamamıştı. Bu minvalde ortaya çıkan buhran nedeniyle zuhur eden iç meselelerin halledilmemişken balkanlarda akdedilen sulh bozulmuş, Polonya Kralı Vladislas aktedilen antlaşmayı geçersiz kabul ettiğini ilan ederek Papa önderliğinde Macar, Leh, Eflak, Sırp ve muhtelif Hristiyan kuvvetlerden teşekkül eden Haçlı Ordusu ile Edirne'ye doğru harekete geçmişti. Bir diğer kadim düşman olan Venedik de gönderdiği kadırgalar ile Çanakkale boğazını tutarak bu taarruza destek veriyordu.

Bu gelişmeleri haber alan Mehmed, böylesi bir meselenin hallinin tecrübesizliği hasebiyle mümkün olamayacağını biliyordu. Zira Sadrazam Halil Paşa da kendisine 2. Murad'ı davet etmesini, ordunun başına geçmesi için ricada bulunmasını tavsiye ediyordu.Nihayetinde Mehmed, Manisa'da bulunan babasına mektup yazarak ordunun başına geçmesini rica etti. Ancak 2. Murad, davete icabet etmeyip şu cevabı verdi; 

"Oğlumuz Mehmed Han'a padişahlık lazım ise din-ü devleti siyanet etsin"
(Mealen; Padişah sen isen devletini ve dinini koru)


Mehmed, ricasına itibar etmeyen babasına yeniden bir mektup yazarak şu buyruğu verir;

"Baba! Ya sen padişahsın ya ben! Sen padişah isen şu tehlikeli anda milletin seni ordunun başına çağırıyor, gel. Ben padişah isem emrediyorum; Saltanat kendisine ait ise düşmanı karşılamak farzdır. Yok eğer bize ait ise emrimize itaat şarttır"
(Mealen; Sen padişahsan milletin seni ordunun başına çağırıyor, bu sana farzdır. Ben padişahsam emrediyorum, ordunun başına geç.)

2. Murad, bu ferman üzere harekete geçip Anadolu'dan gazileri toplamaya, mukavemet gösterebilecek nispette bir ordu teşekkül etmeye başladı. Sonrasında Varna Savaşı vuku buldu. Savaş esnasında  Mehmed Edirne'de kaldı ve 2. Murad, bizzat savaşı komuta etti. 

Osmanlı aleyhine tertip edilen kuvvetler sayıdca çok değildi. Zira Osmanlı, o zamana kadar yalnızca uç beylerinin akınlarıyla kendilerinin topraklarını fethedebiliyordu. Her ne kadar Türkler mağlup edilmiş olsalar da şimdi doğrudan Osmanlı topraklarına yapılacak bir saldırı büyük bir hayal kırıklığına yol açabilirdi. Nitekim bizzat Türklerle savaşmış, onları mağlup etmiş olan Hunyad bile bu seferi tehlikeli buluyor ve katılmayı arzu etmiyordu. Papalık, Osmanlı'nın mağlup edilmesi halinde Osmanlı tacını kendisine giydireceğini taahhüt etmiş, kendisini ancak bu vaat ile ikna edebilmişti. Macaristan, 10 Bin kişilik bir kuvvet tahsis etmiş, Eflak da Macaristan'ın egemenliğini tanımış olması hasebiyle 5 Bin askerlik bir kuvvet takviye etmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde Venedik'in denizden verdiği desteği hesaba katmazsak,  karadan yalnızca 15-20 Bin kişilik bir kuvvet ile sefere çıkılacağı ortadaydı. Macaristan, ordusuna güveniyor, Türkleri bir şekilde mağlup etmiş olmanın gurur ve rehavetiyle sayıyı arttırmaya lüzum görmüyordu. Ancak Eflak Bey'i Vlad, Osmanlı Hükümdarının ava giderken mahiyetinde götürdüğü ordunun bile Haçlı ordusundan daha ziyade olduğunu söyleyerek ikaz ve itiraz ediyordu. Hunyad, Vlad'ın bu tavrını ihanete ve korkaklığa yormuş, yaşanan tartışma sonrasında Vlad'ı tevkif etmişti. Vlad, kardeşinin komutasında 4 Bin kişilik bir kuvvet daha sağlama vaadiyle ancak hürriyetine kavuşabilmişti.
Haçlı ordusu, yaklaşık 20 Bin kişilik bir kuvvetle yola çıktı. Sefer güzergahı Tuna istikameti üzerinden Karadeniz sahil boyu olarak belirlenmişti. Zira Balkanlarda ki geçiş güzergahları üzerinde bulunan irili ufaklı Osmanlı kontrol kaleleri (Derbendler) önemli bir tehdit oluşturuyordu. Ordunun önünde 3 Bin süvarisi ile Hunyad ve Eflak kuvvetleri bulunuyordu. Onu Macaristan Kralı Frederik takip ediyordu. 

Haçlı ordusu, güzergahı üzerinde bulunan Kamçık nehrinde konuşlu 28 Osmanlı gemisini ateşe verdi. Devam eden güzergah boyunca pek çok mevkiden mukavemet görmeden ilerledi. Ancak Süne ve Balçık mevkilerinde bulunan Osmanlı mevkileri, Haçlı ordusuna karşı kayıtsız kalamayarak mukavemet gösterdiler. Sayıca üstün olan Haçlı kuvvetleri bu mevkileri bertaraf edip 5 Bin kadar Türk'ü muharebe esnasında, sayıca tespit edilemeyecek kadar ahaliyi de kayalardan aşağı atarak katlettiler. 

Haçlı kuvvetlerinin ilerleyişi Varna kalesi yakınlarında sona ermiş, ordu savaş düzeni alarak yerleşmişti. 2. Murad da Anadolu'da terkip ettiği 40 Bin kişilik bir kuvvetle yola çıkarak Cenevizlilerden tedarik edilen kadırgalarla Boğazı geçmiş ve hızlı bir ilerlemeyle Varna yakınlarına ulaşmıştı. İki ordu 2-3 Km'lik mesafede savaş düzeni aldılar. Haçlı ordusu, önce hendekler ve savaş arabaları ile istihkam yapıp savunma yapmayı düşünmüşlerdi. Ancak Hunyad, düz arazide taarruz yapmakta ısrar edince Türklere karşı galip gelebilmiş tek komutan olması hasebiyle fikri kabul gördü. 

Haçlı ordusunun sol cenahını Eflaklılar ve bir kısım Macar kuvvetleri savunuyordu. Diğer Macar kuvvetleri de sağ cenahın savunmasına yerleştiler. Ordunun merkezinda Papalık tarafından görevlendirilmiş Piskoposlar ve doğrudan Papalığa bağlı kuvvetler yer alıyordu. Geride ki kuvveti ise Polonya Kralı Vladislas'ın ordusu sağlıyor, aynı zamanda savaş gereçleri ve ikmal kaynaklarını koruyorlardı. 

Osmanlı ordusunda sağ cenah Rumeli Beyleri Turahan, sol cenah Anadolu Beyleri Karaca tarafından kumanda ediliyordu. Merkez 2. Murad ve Yeni Çeriler, önlerinde kazıklarla tanzim edilmiş istihkamla konuşlanmıştı. 2. Murad, Haçlıların sözünden dönerek bozdukları Ahidname'yi de bu kazıkların üzerine asmıştı. 

Haçlılar, Hunyad komutasında ilk taarruzlarını sol cenaha doğru gerçekleştirdiler. Kabiliyetli Hunyad komutasındaki Macar kuvvetleri çok hızlı sonuç aldılar ve Karaca komutasındaki kuvvetleri ağır bir hezimete uğrattılar. Sağ cenahtan saldıran Ulahlar ile Karaca'ya bağlı kuvvetleri ilk teşebbüslerinde mağlup etmeyi başardılar. Savunma sağ ve sol cenahtan yarılmış, Haçlı kuvvetleri ordunun merkezine doğru ilerlemeye başlamışlardı. İlk taarruzda alınan bu darbe orduyu sükutu hayale uğrattı. Buna mukabil ortaya çıkan karışıklık ordunun idaresini imkansız hale getirmişti. 2. Murad, daha fazla kayıp vermemek için geri çekilmeye hazırlanırken savaşın gidişatını, hatta Osmanlı Tarihin balkanlar üzerindeki birkaç yüzyıllık politikasını etkileyecek bir vaka gerçekleşti. Rumeli Beylerbeyi Karaca, geri çekilmeye hazırlanan 2. Murad'a mücadeleye devam etmesi için yalvarmış, fayda etmeyince atının dizginlerini tutarak çekilmesine mani olmaya teşebbüs etmişti. Sekbanbaşı Yazıcı Doğan, Karaca'yı bu pervasızlığından ötürü öldürmeye teşebbüs etse de o esnada hükümdarın atına kadar yaklaşmış olan Macar askerlerinden birinin taarruzuyla öldürüldü. Artık geri çekilmeye fırsat kalmamıştı, zira Macar askerleri ordunun merkezine kadar ulaşmıştı. Mücadele artık doğrudan ordunun merkezinde cereyan ediyordu. Hatta Macar Kralı, 2. Murad'ı öldüren kişi olmak gayesiyle bizzat hücuma geçmişti. Ayrıca Polonya Kralı Vladislas da öne atılmıştı. Atının aldığı bir balta darbesiyle yere düşen Vladislas ele geçirildi. Koca Hızır namındaki Yeni Çeri atılarak hemen orada Vladislas'ın boynunu vurup bir kazığa geçirdi. Böylece Mezid bey ve Oğlunun intikamını misli mukabili ile almış oldu. Kralın öldürülmesi ve Bizzat 2. Murad'ın da gazanın orta yerinde cenk ediyor olması Osmanlı kuvvetlerinin moralini yükseltti. Hunyad komutasındaki kuvvetler adım adım püskürtülerek geri çekilmek zorunda bırakıldı. Hunyad, en azından Vladislas'ın kazığa geçirilmiş başını alabilmek, böylece bastırılmış olan Türk korkusunun yeniden hortlamasına mani olabilmek için pek çok kez taarruza kalktı, ancak muvaffak olamayacağını anlayınca akşamın çökmesine yakın geri çekilmek zorunda kaldı. Bu kez karşı taarruza geçen Osmanlı Ordusu, akdin bozulmuş olması hasebiyle kati suretle esir almamak kaydıyla kaçamayan ve teslim olan tüm düşmanların katlini emretti. Bunların arasında Papa vekili Kardinal Sezarini de vardı. 

2. Murad, muharebenin sonunda savaş meydanını gezerken düşman ordusundaki ölülerin mütemadiyen genç olmasını teessürle karşıladı ve mahiyetine şu sözü sarf etti; "Taaccüb edilecek şey değil mi? Bütün bu delikanlı ordusunun arasında bir tane dahi ihtiyar yok". Bunun üzerine yaşı ilerlemiş bir gazi olan Azab Bey "Bir tane ihtiyar olsaydı bu kadar mecnûnâne bir teşebbüste bulunmazlardı" diyerek aslında Batı dünyasının askeri anlamda ki en mühim zaaflarından birini müşahede etmişlerdir (10 Kasım 1444). 

 2. Murad'ın Tahttan Tekrar Feragati ve Üçüncü Defa Cülusu2. Murad, Varna galibiyeti sonrasında Edirne'ye döndü. Saltanat mahiyeti onun tekrar tahta geçeceğini düşünürken, o oğlu Mehmed'i tahtta bırakıp Manisa'ya dönmeye karar verdi. Ancak Mehmed'i, çocuk yaşta olması hasebiyle hükümdarlık makamına yakıştıramayan Yeni Çeriler, alışkın oldukları gibi güçlü bir hükümdar istiyorlardı. Mehmed, Varna savaşı sonrasında geçen iki yıl boyunca makamını manen dolduramayınca Yeni Çeriler isyan hareketine giriştiler. Edirne Çarşısında bulunan pek çok evi yakıp ahaliyle zulmettiler. Ardından Mehmed'i tahttan çekilmeye mecbur etmek üzere Buçuk Tepe bölgesinde karargah kurdular. 

Bu gelişmeler üzerine Sadrazam Halil Paşa, Saruca Paşa'yı Manisa'ya gönderip 2. Murad'ı tahta geçmesi için davet etmekle vazifelendirdi. Ancak Mehmed'e tahttan feragat etmesini teklif etmeye cesaret edemedi. Bunun yerine Mehmed'i birkaç gün sürecek bir av düzenleyerek makamından uzaklaştırdı. Mehmed, avdayken Edirne'ye ulaşan 2. Murad, halkın ve Yeni Çerilerin teveccühü ile tekrar tahta oturdu. Asiler, elbette cezasız bırakılmadı ve divanda haklarında müeyyide uygulandı. Yeni Çeriler de süratle isyanı kaldırıp vazifelerine geri döndüler. 

Mehmed, av dönüşünde babasının yeniden tahta geçtiğini gördüğünde yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı. 2. Murad, kendisine saltanat kudreti verecek senelerin geçmesini beklemek üzere Manisa'ya gitmesini emretti. Her daim Mehmed'in yanında olan Zağanos Paşa, vazifelerinden azledilerek alelade bir taba gibi Balıkesir'e gönderildi. Mehmed'in yanında yer alan diğer paşalar Şahabeddin ve Turahan ise Mehmed ile birlikte Manisa'ya gittiler (1446). 

 Mora SeferiBalkan fetihleriyle Osmanlı'nın Avrupa içlerindeki ilerleyişleri Macaristan sınırlarına kadar ulaşmıştı. Sonrasında İzladi mağlubiyetiyle (1443) 2. Murad, fethettiği topraklardan geri çekilmek, hatta hattan feragat etmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde 1444'de kazanılan Varna Savaşı ile Osmanlı'nın Avrupa hudutlarındaki ilerleyişi yeniden mümkün olabildi. 

Osmanlı'nın vasalı durumunda olan Atina Dükası, Mora Despotu'nun kendi topraklarına tecavüz ettiği gerekçesiyle durumu Turahan vasıtasıyla 2. Murad'a şikayet etmişti. Turahan'ın da tavsiye ve telkini ile Mora üzerine sefer hazırlığına girişildi. Osmanlı ile Bizans arasında yapılan antlaşma gereği sulh temin edilmişti. Ancak evvelce Bizans'ın güney şehirlerinden biri olan Mora, artık Bizans ile sınırı olmayan uzak bir bölgeydi ve siyasi olarak müstakil bir statüye sahipti. Dolayısıyla Bizans ile yapılan muahede Mora'yı kapsamıyordu. 

2. Murad, daha önce de bu bölgeye ulaşmış, Germe kalesini ele geçirmiş ancak despotu yerinde bırakıp vasalı yaparak geri dönmüştü. Aslında bu vakaya müteakip Mora'nın önemi anlaşılmış, olası saldırılara karşı kuvvetli istihkamlarla mukim savunma hatları inşa edilmiştir. 

Mora, dört bir yanı denizle çevrilmiş, karadan olan tek bağlantısı ise Germe kalesi ile korunaklı mukim bir bölgeydi. Üstelik Germe kalesi dışında birkaç noktada daha savunma kaleleri bulunuyordu. Toplamda 5 kalenin muhasarası icap ediyordu. 2. Murad, ihtiyaç duyduğu muhasara gereçlerini her kaleyi iki kez kuşatacakmışçasına ihtimam ve ihtiyat ile tanzim ettirdi ve ordusu ile birlikte Siroz'dan yola çıktı. Mora'nın hükümdarlarından Konstantin, Osmanlı ordusunun kendisine yaklaştığını haber alınca tüm kuvvetlerini savunma seddinin arkasına konuşlandırdı. 2. Murad, önce sulh teklifi iletip teslim olmalarını tavsiye etti. Ancak Konstantin, gönderdiği elçiyle tecavüz ettiği toprakların kendisine bırakılmasını ve Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesini istedi. Bu küstahça bir teklifti ve 2. Murad, küstahlığının bedelini elçisine ödeterek onu zaptedip döndüğünde Siroz'a hapsettirdi. 

Osmanlı ordusu 60 Bin kişilik muazzam bir ordu ile Mora hududuna gelmişti. Oysa Konstantin'in ordusu sayıca çok daha zayıftı. Her ne kadar savunma avantajı var ise de Osmanlı ordusundaki top ve mancınıklara uzun süre dayanması muhtemel değildi. 2. Murad, Turahan'ın tavsiye ve telkinleri üzerine Konstantin'in teslim olmasını bekledi. Ancak Konstantin, ısrarla ve sabırla savunmada kalmış ve savaşmayı göze almıştı. Esasında Murad, bu seferi müteakip sene bahar aylarında yapmayı planlıyordu. Turahan'ın telkin ve tavsiyesi üzerine sonbahar olmasına rağmen kuşatma hazırlığı yapmıştı. Konstantin'in savunmada ısrar etmesi uzun sürebilecek bir muhasaraya yol açabilirdi ki, bu da askeri açıdan önemli bir stratejik hataydı. 2. Murad, Bu hatası ve ön görüsüzlüğü sebebiyle Turahan'ı azarlayıp geri çekilmekten imtina ederek kuşatma için daha müsait bir yer olan Aksamilon surlarının önüne yerleşti. 

Osmanlı ordusunun konuşlanması tamamlandıktan sonra mancınık ve top atışları başladı. Ancak hisarda gedik açılamamış, Mora savunması ise yerinden kıpırdatılamamıştı. Muhasaranın yedinci gününde umumi taarruz emri verildi ve topyekun hücum başladı. Lağımlar kazılıp hisara merdivenler dayayarak hisarın ardına ulaşmaya çalışan gazilerden biri burçlardan birine çıkmayı başardı ve Osmanlı sancağını hisara dikmeye muvaffak oldu. Mova askerleri Osmanlı Bayrağını gördüklerinde savunmanın çöktüğünü, düşmanın hisardan içeri girdiğini düşünerek korkuya kapıldılar ve savunma hattının nizamını bozdular. Bunun üzerine hisar kolayca aşıldı, gaziler Germe kalesinin kapısından şehre girdiler. Devam eden birkaç gün boyunca Mora içerisindeki müstahkem mevkiler ve savunma amaçlı istihkamlar da aşılarak şehir tümüyle ele geçirildi. Nihayetinde despot itaat altına alınıp 6 Bin esir ile Edirne'ye geri dönüldü (Kasım 1446). 

 2. Kosova Savaşı2. Murad, eski Arnavut vasalının oğlu İskender'in isyanı üzerine Arnavutluk seferi çıkmışken, henüz seferin başlarında Macar Hükümdar naibi Hunyad'ın Kosova'ya doğru ilerlediğini haber aldı. Hunyad, Macaristan'ın başkomutanıyken İmparatorları Vladislas'ın ölümü üzerine taht naibi (Geçici hükümdar) olmuş, ülkenin idaresini ele almıştı. Hem Varna'da uğradığı bozgunun intikamını almak, hem de naibi olduğu makama kalıcı olarak sahip olabilmek niyetiyle, Arnavutluk seferini fırsat addederek hücuma geçmişti. 

2. Murad, isyan eden Arnavut Beyi İskender üzerine yürümüş, ilk hedefi olan Akçahisar'ı zaptetmiş, seferin devamını orduya bırakıp Edirne'ye geçmeye hazırlanmıştı. Ancak Hunyad'ın yaklaştığı haberi üzerine ordusunu tekrar toplayıp Hunyad'ı karşılamak üzere harekete geçti. Hunyad, emri altındaki 24 Bin Macar kuvvetine ek olarak 8 Bin Eflaklı ileAlman ve Bohemyalı 2 Bin tüfenkçi, toplamda yaklaşık 40 Bin kişilik bir orduyla ilerliyordu. Osmanlı ordusunun toplam kuvveti ise 50 Bin kadardı. 

Her iki ordu Kosova düzlüğünde yerleştiler. 2. Murad, Hunyad'a antlaşma yapmayı ve sulhu teklif etse de Hunyad, elçilerle konuşma tenezzülünde dahi bulunmadı. Savaşın kaçınılmaz olduğu anlaşılınca 16 Ekim 1448'de son hazırlıklar tamamlandı ve her iki ordu da savaş düzeni aldı. Osmanlı ordusunun sol cenahı adet olduğu üzere Anadolu Beylerbeyi tarafından, sağ cenah Rumeli Beylerbeyi tarafından komuta ediliyordu. Ortada ise en önde hendek kazılmış, ardında develer, onun ardında yere sabitlenmiş istihkam olarak kullanılan kalkanlar, onun ardında ise yeni çeriler konuşlanmışlardı. Macar ordusunda sağ cenahta Macar kuvvetleriyle birlikte Sicilyalılar, sol cenahta ise Alman, Bohem, Transilvanya ve Eflaklı kuvvetler bulunuyordu. 

Savaş 17 Ekim 1448'de başladı. Macar kuvvetlerin giydiği kuvvetli zırhlar onları kılıç darbelerinden koruyor, Osmanlı kuvvetleri ise savunma pozisyonu aldıkları için ihtimam ve ihtiyatla savunma yapıyorlardı. Tüm gün, hava kararana dek devam eden mücadelelerde iki taraf da yıpranmış ancak herhangi bir sonuç alınamamıştı. Hunyad, düşmanının gece karanlığından istifade ederek çekileceğini düşünmüştü. Ancak bunun gerçekleşmediğini görünce ani bir gece baskınıyla düşmanı bertaraf etmeyi planladı. Tetikte bekleyen Yeni Çeriler fevkalade bir süratle silahlanarak taarruza karşı koymaya muvaffak oldular. 

Mücadelenin ilk günü sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine Hunyad, Varna Savaşındaki taktiğini uygulayarak topyekün bir hücum ile düşmanı alt etmeyi planladı. Doğrudan sol cenaha taarruza kalkıp savunma hattını yarmayı denedi. Ancak Turahan, Varna Savaşındaki hataya düşmemek için riske girip yerinden ayrılarak Hunyad'ı sağ cenahtan kuşattı. Sayıca az olan Hunyad'a bağlı kuvvetler sonuca ulaşamadıysa da bozguna uğramadan geri çekilmeyi başardılar. Bu esnada savaşın gidişatını değiştirecek bir gelişme oldu. Eflaklılar 2. Murad'a elçi gönderip anlaştılar. Bu minvalde saf değiştiren Eflak kuvvetleri sayesinde Hunyad sağ, sol ve arka cenahtan kuşatıldı. Ancak yetenekli bir komutan olan Hunyad, bu müşkül durumdan kurtulup istihkamların arkasına kadar çekilmeyi başarmıştı. 

Hunyad,  Eflaklıların ihaneti ile muvaffak olamayacağını anlamıştı. Ancak geri çekilmesi durumunda 2. Murad'ın peşini bırakmayacağını biliyordu. Zira İzladi savaşında geri çekilmesine rağmen azimle ve  canına kast ederek 2. Murad'ın peşini bırakmamıştı. 2. Murad'ın da intikamını almak için bunu yapacağını çok iyi biliyordu. Bunun üzerine ordusuna ihanet ederek savaş meydanından çekilebileceği bir plan yaptı. Hava kararınca Alman kuvvetlerle birlikte topçuların Yeni Çerilerin karşı cenahına konuşlanmalarını emretti. Onlar topların yerini değiştirmek için uğraşırken kendisi fark ettirmeden kaçıp Eflak üzerinden Macaristan'a doğru kaçtı. Ancak, yapacağı sefere katılmayı reddettiği için topraklarına girip istila ve talan ettiği Sırp Despot Brankoviç, onu kaçarken zapt etti ve şehrine verdiği zararı tazmin etmek üzere 100 Bin altın florin fidye ile serbest bıraktı. Ardında bıraktığı Alman kuvvetleri gazilerce esir alınmaksızın ve derhal savaş meydanında öldürüldüler. Savaşın neticesinde Macar kuvvetleri arkalarında 17 Bin kayıp bırakmış, Osmanlı Ordusu ise çok daha büyük zayiata uğrayıp 40 Bin kayıp vermiştir. 

Nihayetinde 2. Murad, 2. Kosova Savaşı ile Hunyad müsibetini bertaraf etmiş, eski itibarını yeniden kazanmış ve Balkanlarda ki Türk hakimiyetini pekiştirmiştir (18 Ekim 1448). 

 Arnavutluk SeferleriSultan Murad'ın Epik bölgesine düzenlediği seferlerde itaat altına alınan Yunan Despotlarından biri olan Jan Kastriyota, diğer mağlup despotlar gibi Osmanlı'ya itaat etmiş, sulh teminatı olarak da 4 oğlunu Osmanlı'ya hizmet etmek üzere teslim etmişti. Bu oğullarından üçü vefat etmiş, tek sağ kalan oğlu Jorc Karstriyota sulhun teminatı olarak çocukluk ve gençlik yılları boyunca Osmanlı idare ve himayesinde geçirmişti. Jorc, güzel siması, zekası ve karakteri ile hükümdarın takdirlerini toplamış, Sultan Murad kendisine hususi bir ihtimam göstermişti. Bu minvalde onu İslam üzere yetiştirmeye, gayret etmiş ve adını İskender koymuştur. Yaşı ilerledikçe Sultan Murad ona geleceği parlak bir Osmanlı kumandanı olarak bakmaya başlamıştı. Bu minvalde genç yaşına rağmen orduda görev vermiş, Jorc da bu vazifeleri bihakkın yerine getirmişti. O artık hükümdarın gözünde Kastriyota'nın oğlu Jorc değil Osmanlı Beyi İskender'di. 

Sultan Murad, Arnavut Despotu Jan Kastriyota'nın vefatı üzerine babasının hüküm sürdüğü Arnavutluk bölgesini İskender'e tımar olarak vermişti. Ancak bu İskender için kabul edilebilir değildi. Zira Arnavutluk onun için babasından kalan bir mirastı. Oysa tımar olarak verilmesi, bölgenin Osmanlı toprağı olarak kalması ve kendisinin de vali statüsüyle atanması anlamına geliyordu. İskender, bu vazifeyi önce kabul etti ve vazife emrinin bulunduğu imzalı evrakı yanına aldı. Ancak o esnada görevli olduğu Osmanlı ordusundan firar edip memleketinden topladığı 300 kadar yandaşla birlikte Arnavutluk'a ulaştı. İskender henüz 19 yaşındaydı ama bu genç ve mahir veliaht kısa sürede bölgedeki pek çok yerel hükümdarın teveccüh ve tabiyetini kazanmayı başardı. 

Arnavutluk artık Osmanlı vilayeti gibi doğrudan Osmanlı zabitlerince korunuyordu. İskender, 300 kadar yandaşını hisarın dışında gizleyip kendisine verilen atama kağıdını göstererek kaleden içeri girdi. Beraberinde getirdiği yandaşları kaleden içeri gizlice sokmayı başarıp kendisine karşı koyabilecek Osmanlı zabitlerini gaflet halindeyken bertaraf etti. Babasının mirası olan Arnavutluk'un başına ihtilal ile geçip çevredeki Arnavut hükümdarlara haber gönderdi. 30 gün içerisinde 12 Bin civarında asker toplayıp kuvvetli bir ordu terkip etmeyi başardı. Çevredeki hemen her müstahkem mevkiyi ele geçirip olası bir Osmanlı taarruzuna karşı hazırlıklarına başladı. Artık ordusu 3 Bin süvari ve 7 Bin piyadeden mürekkepti ve hisarın ardından savunma yapmaya yetecek kuvvete ulaşmıştı.

2. Murad, önce Firuz bey komutasında bir kuvvet gönderip İskender'i itaat altına almayı denedi. Ancak İskender, onun tasavvur ettiğinden daha büyük bir kuvvet toplamıştı. Nihayetinde kuşatma kabiliyeti dahi yeterli olmayan bu kuvvet bozguna uğradı. Firuz Bey bizzat İskender tarafından öldürüldü. Ardından ikinci bir sefer emri ile bu kez Mustafa Bey, daha kuvvetli bir orduyla taarruza girişti. Ancak Arnavut hisarları mukim, kuşatmaya karşı dayanıklı ve coğrafya da savunmaya elverişliydi. İskender'in himayesinde toplamam kuvvetler de sayıca artmıştı. Mustafa Bey'in kumandasındaki ordu da mukavemet gösteremedi ve 10 Bin kayıp verdikten sonra gelen karşı saldırı karşısında mağlup oldular. Üstelik Mustafa Bey de esir düşmüştü. 2. Murad, 70 Bin duka fidye karşılığında kumandanını kurtarabildi. 

Sultan Murad, iki başarısız teşebbüsün ardından meselenin halli için bizzat ordusunun başına geçip 100 Bin askerlik bir kuvvetle Arnavutluk'a yürüdü. 14 Mayıs 1449'da Debre kalesini muhasara altına aldı. Aylarca süren kuşatma sonuç vermedi. Sultan Murad, 20 Bin kayıp vererek kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Ertesi yıl tekrar bir kuşatma yapmak için hazırlıklar yapmak üzere Edirne'ye döndü. 

2. Murad, 1450 yılı Mayısında tekrar Arnavutluk surları önüne geldi. Bu kez beraberinde hisarı dövmek üzere hazırlatılmış 14 top bulunuyordu. Bulunduğu hisarın kuşatmaya dayanamayacağını anlayan İskender, Tumenistos dağlarına çekildi. Sultan Murad, onu takip ederek Kroya Surları önüne konuşlandı. Bu alan İskender için daha korunaklı, stratejik açıdan da daha avantajlıydı. Durumu gören 2. Murad, hisarın savunmasını yapan Arnavut Komutan Orakuntes'e 200 Bin akçe ve vilayet teklif etse de ikna edemedi. Bir yandan top atışlarıyla diğer yandan lağım ile surlar aşılmaya çalışılıyordu. Akıncılarda hisarı aşmak için gayret edenlerin işini kolaylaştırmak için taarruza kalkıyor ancak ağır kayıplar vermemek için kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kalıyorlardı. Akıncıların taarruzları tehlikeli boyutlara ulaşınca İskender, askerleriyle hisarın dışına çıkıp ormanlık alanda gizlenerek akıncılara arka ve yan cenahlardan saldırarak kayıp verdirmeye başladılar. Bu taktik saldırılar çok etkili oldu. Zira bu saldırılardan birinde 8 Bin Akıncıyı öldürmüşlerdir. 

Kuşatma bir türlü başarıya ulaşamadı. Nihayetinde Sultan Murad, temsili bir rakam olarak 5 Bin duka vergi karşılığında Arnavutluk'u kendisine vasalı olarak kalmak kaydıyla bırakmayı teklif etti. Ancak İskender hiçbir teklifi kabul etmedi. Nihayetinde kuşatmayı devam ettirmek imkansız hale geldi. 2. Murad, zorunlu olarak kuşatmayı kaldırdı ve geri çekildi. Ancak İskender Osmanlı kuvvetlerine geri çekilirken bile rahat vermedi. Osmanlı ordusu dönüş yolunda sarp geçitlere kurulan pusularla çok sayıda zayiat verdi. Nihayetinde Arnavutluk ele geçirilememiş, İskender babasının mirası olan Arnavutluk'un itibarlı bir hükümdarı haline gelmiştir. 
Vefatı2. Murad, başarısızlıkla sonuçlanan Arnavutluk seferi sonrasında Edirne'ye dönüp oğlu Mehmed'i evlendirdi ve 1450 kışını düğün merasimiyle geçirdi. Ertesi sene, istirahat etmek için Tunca adasında bir nehir kenarında istirahat ederken felç geçirip hayata gözlerini yumdu. Vefat ettiğinde henüz 49 yaşındaydı (3 Şubat 1451). 

Vasiyeti üzerine Bursa Muradiye Camiinde defnedilen oğlu Alaeddin'in yanına defnedilmiş, yine vasiyetine riayet edilerek üstü açık bir türbe inşa edilmiştir. 
deneme
Aktif Üye

Konuda Ara

2 Yorum

Baran Yılmaz

Aktif Üye

Aktif Üye
avatar
Baran Yılmaz
19-12-2018, Saat: 07:53
19-12-2018, Saat: 07:53
#2
Yorumu Paylaş
EYW

PolatBeys

Aktif Üye

Aktif Üye
avatar
PolatBeys
22-12-2018, Saat: 09:27
22-12-2018, Saat: 09:27
#3
Yorumu Paylaş
Okumadım Ama Teşekkürler


Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi