16-03-2020, Saat: 04:59
Atreus Targon Dağı'nın yaşanması güç yamaçlarında doğmuştu. Adını savaş takımyıldızı Pantheon'un bir yıldızından alıyordu.
Atreus savaşmak için doğduğunu daha çok küçük yaştan anlamıştı. Kabilesindeki pek çok kişi gibi o da Rakkor'ların askeri kolu olan Ra'Horak'a katılmak için çalışıyordu. Çok güçlü veya yetenekli bir savaşçı olduğu söylenemezdi. Yine de her antrenmandan sonra yara bere ve çürükler içinde kalmasına rağmen, ne olursa olsun azmedip yeniden ayağa kalkıyordu. Zaman içinde, kendisi gibi savaşçı olmaya çalışan Pylas'la arasında şiddetli bir rekabet gelişti. Fakat Atreus kaç kere yere çalınırsa çalınsın her seferinde tekrar ayağa kalkıyordu. Pylas bu tükenmek bilmeyen azimden çok etkilenmişti. Antrenmanlarda dökülen kanları onları kardeş kadar yakın yaptı.
Atreus'la Pylas bir devriye sırasında barbarların saldırısına uğradı. Düşürüldükleri pusuda ekibin geri kalanı öldü ama ikisi sağ çıktılar. Güneşin Sureti bu işgalcileri yok etmeyi reddedince, Atreus'la Pylas da suretlerin gücünü elde etmek için Targon Dağı'nın zirvesine çıkmaya yemin etti.
Onlardan önce aynı yola düşen pek çok kişi gibi onlar da tırmanışın ne kadar zorlu olacağını kestirememişti. Sonunda zirveye eriştiklerinde Pylas soğuktan titreyerek can verdi. Gökler açıldığında geriye sadece Atreus kalmıştı. Atreus böylece intikam alacak gücü olan ilahi bir suretin bedeni oldu.
Fakat bu olaydan sonra kalkanı ve mızrağı semavi güçle parıldayarak Rakkor yerleşimine dönen kişi artık insan değildi. Savaşın Sureti'nin bizzat kendisi, yani Pantheon gelmişti. Şimdiye kadar sadece yenilgi görmüş bir savaşçı olan Atreus'u görevine layık bulmayarak, ölümlülerin başaramayacağı kadar büyük olan amaçlarını gerçekleştirmek için onun vücudunun kontrolünü ele geçirmişti.
Suret, çok eski çağlarda yapılmış yaşayan silahlar olan Darkinleri dünyanın her bucağında ararken kendi zihninin gerilerine itilmiş olan Atreus olaylardan sadece belli belirsiz görüntüler algılıyordu.
Pantheon sonunda Targon Dağı'nın zirvesine tırmanmak isteyen Darkin Aatrox'un kışkırtmalarına dayanamayarak onunla dağın eteklerinde savaşa tutuştu. Göklere kadar taşıdıkları savaşları, aşağıda kalan orduları kırıp geçirdi. Sonra, imkânsız sanılan bir şey oldu. Darkin'in ilah katili kılıcı Pantheon'un göğsüne saplandı. Savaş takımyıldızı bu tek darbeyle gökyüzünden silinip gitti.
Ama suretin bilinci kararırken, zayıf bulduğu insan Atreus bir kere daha uyandı. Aatrox'un kılıcı bedenine saplanmış ve suretin silahlarının gücü zayıflamış olsa da zorlukla hırıltılı bir soluk alıp Darkin'in suratına tükürdü. Aatrox alayla güldü ve Atreus'u ölüme terk ederek çekip gitti.
Saatler sonra, kargalar etrafına toplanmaya başlarken Atreus büyük acılar çekerek ayağa kalktı. Arkasında kandan bir iz bırakarak düşe kalka Rakkor'a dönmeye koyuldu. Hayatı boyunca yenildikten sonra, yaşama hırsı ve uğradığı ihanetin öfkesi sayesinde Savaş'ın kendisinin bile direnemediği ölüme teslim olmadı.
Atreus arkadaşı Pylas'ın çiftliğinde, onun dul eşi Iula'nın bakımıyla iyileşti. Bu sırada da yaşamını yıldızlara bakarak geçirdiğini ve yıldızların altında neler olduğunu bir kere bile düşünmediğini fark etti. İlahların aksine faniler ölümün beklediğini bile bile, zorunda kaldıkları için savaşıyorlardı. Bitmeyen tehlikelerle dolu yaşamda, bu direnci tüm canlılarda görmüştü.
Barbar işgalciler şimdi de Iula'nın çiftliğinin de bulunduğu kuzey Rakkor yerleşimlerini tehdit ediyordu. Eline mızrak alabilmesine aylar olduğu halde Atreus bu belayı bizzat ortadan kaldırmaya kararlıydı. Sonunda, suretin körelmiş silahlarıyla birlikte yola çıktı.
Fakat öldürmeye yemin ettiği düşmanlarını bulduğunda zaten saldırı altında olduklarını gördü. Çığlıklarından ve burnunun direğini kıran kan kokusundan, Aatrox'la karşı karşıya olduklarını çoktan anlamıştı.
Barbarları Targon'a sürenin de Aatrox olduğunu fark etti. Onları düşman olarak görüyordu ama aslında Rakkor'lardan pek farklı değillerdi. Daha büyük güçler kapışırken aralarında ezilen fani insanlardı hepsi. Atreus'un içi hem Darkinlere hem de suretlere duyduğu soğuk bir öfkeyle doldu. Aralarında hiçbir fark yoktu. Asıl sorun onlardı.
Atreus barbarlarla Aatrox'un ortasına dikildi. Ölen suretin hasarlı kalkanını ve mızrağını tanıyan Darkin onunla dalga geçti. Pantheon'un gücüne sahip olmadan Atreus ne yapabileceğini sanıyordu? Ama Aatrox'un darbeleri Atreus'u dizlerinin üstüne çökertse de çevresindekilerin çığlıklarını duyunca kendi iradesi suretin mızrağını yeniden tutuşturdu ve savaşçı büyük bir güçle sıçrayıp Darkin'in kılıç tutan kolunu tek vuruşta kopardı.
Hem kılıç hem de Darkin yere düştü. Artık sadece Atreus ayaktaydı. Savaşçı, adını aldığı yıldızın gökte tekrar parlamaya başladığına şahit oldu.
Atreus o gün suretlere, Yükselmişlere, iblislere ve sadece yok etmekte kullanılacak kadar büyük güce sahip olan herkese karşı durmaya yemin etti. Sık sık Iula'nın çiftliğine dönmek istese de yeminini hâlâ tutuyor. Kendi adını kullanmayı bıraktı ve Pantheon adını alarak yeni bir Pantheon oldu. Suretin silahlarına artık sadece ölümün karşısında hissedilebilecek bir savaşma arzusu güç veriyor.
Atreus savaşmak için doğduğunu daha çok küçük yaştan anlamıştı. Kabilesindeki pek çok kişi gibi o da Rakkor'ların askeri kolu olan Ra'Horak'a katılmak için çalışıyordu. Çok güçlü veya yetenekli bir savaşçı olduğu söylenemezdi. Yine de her antrenmandan sonra yara bere ve çürükler içinde kalmasına rağmen, ne olursa olsun azmedip yeniden ayağa kalkıyordu. Zaman içinde, kendisi gibi savaşçı olmaya çalışan Pylas'la arasında şiddetli bir rekabet gelişti. Fakat Atreus kaç kere yere çalınırsa çalınsın her seferinde tekrar ayağa kalkıyordu. Pylas bu tükenmek bilmeyen azimden çok etkilenmişti. Antrenmanlarda dökülen kanları onları kardeş kadar yakın yaptı.
Atreus'la Pylas bir devriye sırasında barbarların saldırısına uğradı. Düşürüldükleri pusuda ekibin geri kalanı öldü ama ikisi sağ çıktılar. Güneşin Sureti bu işgalcileri yok etmeyi reddedince, Atreus'la Pylas da suretlerin gücünü elde etmek için Targon Dağı'nın zirvesine çıkmaya yemin etti.
Onlardan önce aynı yola düşen pek çok kişi gibi onlar da tırmanışın ne kadar zorlu olacağını kestirememişti. Sonunda zirveye eriştiklerinde Pylas soğuktan titreyerek can verdi. Gökler açıldığında geriye sadece Atreus kalmıştı. Atreus böylece intikam alacak gücü olan ilahi bir suretin bedeni oldu.
Fakat bu olaydan sonra kalkanı ve mızrağı semavi güçle parıldayarak Rakkor yerleşimine dönen kişi artık insan değildi. Savaşın Sureti'nin bizzat kendisi, yani Pantheon gelmişti. Şimdiye kadar sadece yenilgi görmüş bir savaşçı olan Atreus'u görevine layık bulmayarak, ölümlülerin başaramayacağı kadar büyük olan amaçlarını gerçekleştirmek için onun vücudunun kontrolünü ele geçirmişti.
Suret, çok eski çağlarda yapılmış yaşayan silahlar olan Darkinleri dünyanın her bucağında ararken kendi zihninin gerilerine itilmiş olan Atreus olaylardan sadece belli belirsiz görüntüler algılıyordu.
Pantheon sonunda Targon Dağı'nın zirvesine tırmanmak isteyen Darkin Aatrox'un kışkırtmalarına dayanamayarak onunla dağın eteklerinde savaşa tutuştu. Göklere kadar taşıdıkları savaşları, aşağıda kalan orduları kırıp geçirdi. Sonra, imkânsız sanılan bir şey oldu. Darkin'in ilah katili kılıcı Pantheon'un göğsüne saplandı. Savaş takımyıldızı bu tek darbeyle gökyüzünden silinip gitti.
Ama suretin bilinci kararırken, zayıf bulduğu insan Atreus bir kere daha uyandı. Aatrox'un kılıcı bedenine saplanmış ve suretin silahlarının gücü zayıflamış olsa da zorlukla hırıltılı bir soluk alıp Darkin'in suratına tükürdü. Aatrox alayla güldü ve Atreus'u ölüme terk ederek çekip gitti.
Saatler sonra, kargalar etrafına toplanmaya başlarken Atreus büyük acılar çekerek ayağa kalktı. Arkasında kandan bir iz bırakarak düşe kalka Rakkor'a dönmeye koyuldu. Hayatı boyunca yenildikten sonra, yaşama hırsı ve uğradığı ihanetin öfkesi sayesinde Savaş'ın kendisinin bile direnemediği ölüme teslim olmadı.
Atreus arkadaşı Pylas'ın çiftliğinde, onun dul eşi Iula'nın bakımıyla iyileşti. Bu sırada da yaşamını yıldızlara bakarak geçirdiğini ve yıldızların altında neler olduğunu bir kere bile düşünmediğini fark etti. İlahların aksine faniler ölümün beklediğini bile bile, zorunda kaldıkları için savaşıyorlardı. Bitmeyen tehlikelerle dolu yaşamda, bu direnci tüm canlılarda görmüştü.
Barbar işgalciler şimdi de Iula'nın çiftliğinin de bulunduğu kuzey Rakkor yerleşimlerini tehdit ediyordu. Eline mızrak alabilmesine aylar olduğu halde Atreus bu belayı bizzat ortadan kaldırmaya kararlıydı. Sonunda, suretin körelmiş silahlarıyla birlikte yola çıktı.
Fakat öldürmeye yemin ettiği düşmanlarını bulduğunda zaten saldırı altında olduklarını gördü. Çığlıklarından ve burnunun direğini kıran kan kokusundan, Aatrox'la karşı karşıya olduklarını çoktan anlamıştı.
Barbarları Targon'a sürenin de Aatrox olduğunu fark etti. Onları düşman olarak görüyordu ama aslında Rakkor'lardan pek farklı değillerdi. Daha büyük güçler kapışırken aralarında ezilen fani insanlardı hepsi. Atreus'un içi hem Darkinlere hem de suretlere duyduğu soğuk bir öfkeyle doldu. Aralarında hiçbir fark yoktu. Asıl sorun onlardı.
Atreus barbarlarla Aatrox'un ortasına dikildi. Ölen suretin hasarlı kalkanını ve mızrağını tanıyan Darkin onunla dalga geçti. Pantheon'un gücüne sahip olmadan Atreus ne yapabileceğini sanıyordu? Ama Aatrox'un darbeleri Atreus'u dizlerinin üstüne çökertse de çevresindekilerin çığlıklarını duyunca kendi iradesi suretin mızrağını yeniden tutuşturdu ve savaşçı büyük bir güçle sıçrayıp Darkin'in kılıç tutan kolunu tek vuruşta kopardı.
Hem kılıç hem de Darkin yere düştü. Artık sadece Atreus ayaktaydı. Savaşçı, adını aldığı yıldızın gökte tekrar parlamaya başladığına şahit oldu.
Atreus o gün suretlere, Yükselmişlere, iblislere ve sadece yok etmekte kullanılacak kadar büyük güce sahip olan herkese karşı durmaya yemin etti. Sık sık Iula'nın çiftliğine dönmek istese de yeminini hâlâ tutuyor. Kendi adını kullanmayı bıraktı ve Pantheon adını alarak yeni bir Pantheon oldu. Suretin silahlarına artık sadece ölümün karşısında hissedilebilecek bir savaşma arzusu güç veriyor.