19-12-2018, Saat: 07:46
2. Murad Döneminde Anadolu beylikleri itaat altına alınmış, Balkanlardaki fetihler hız kazanmış, fetret devrinin kasvetinden tam anlamıyla kurtulmak mümkün olabilmişti2. Murad, Mehmed Çelebi'nin vefatı üzerine Bursa'ya gelerek Emir Sultan Buhari'nin elinden kılıç kuşanıp tahta oturduğunda henüz 18 yaşındaydı. Babası gibi Çelebi unvanını değil ismini taşıdığı atası 1. Murad gibi Han unvanını kullanmayı tercih etti. Bu vesileyle onu Murad Han olarak anmak daha doğru olacaktır. Murad Han, kendisinden önce gelenler gibi kardeş kanı dökmek zorunda kalmadı, zira kendisinden büyük ve yaşıt sayılabilecek üç kardeşi Amasya'da vefat etmişti. Diğer iki kardeşi ise henüz küçük yaştaydı.
Murad Han'ın tahta geçişi ile ilk işi komşuları ile anlaşmaları tazelemek ve olası bir tehdide mahal vermemek için sulhu temin etmek oldu. Batıda Macar Kralı Sigismund'a ve Bizans'a, Anadolu'da ise Menteşoğulları ve Karamanoğulları'na elçiler göndererek sulhu taahhüt etti ve onların da taahhüdünü beklediğini iletti. Macar Kralı, Menteşoğulları ve Karamanoğulları sulhu kabul ettiler. Ancak Bizans, Mehmed Çelebi'nin mirası olan bir anlaşmayı öne sürdü. Bu anlaşmaya göre karşılıklı güvenin tesisi için Mehmed Çelebi'den sonra gelecek hükümdarların iki varis kardeşi Bizans'a sulh teminatı olarak verilecekti. Murad Han, bunu kati suretle kabul etmeyerek başka bir anlaşma sundu. Bizans elçisi Bursa'ya gelip bu görüşmeyi Veziri Hacı İvaz Paşa ile gerçekleştirdi. Açıkça tehdit içeren bu konuşmada elçi, yaptığı sulh görüşmesinde Bizans İmparatorunun Murad Han'ın iki kardeşini istediğini, anlaşmanın yerine getirilmemesi durumunda Limdi'de hapis tutulan Sahte Şehzade Mustafa'nın çıkartılarak Edirne'ye gönderileceğini ve hükümdar olarak onu kabul edeceklerini söyledi. İvaz Paşa, karşılıklı sulh için İmparatorun mirastan vazgeçmesini, bunun yerine devletin ileri gelenlerinin çocuklarından 12 sini, ayrıca 200 Bin altın ve Gelibolu'yu vermeyi teklif etti. Manuel'in gönderdiği elçiye verdiği emir açıktı, Bizans pazarlığa açık değil. Zira Mustafa, hürriyeti ve saltanatı karşılığında Gelibolu'nun dışında Buğdan'a kadar olan Karadeniz şehirlerini ve Erinoz-Aynaroz'a kadar olan güney şehirlerini vermeyi kabul etmişti. Bizans, elbette riske girecek ama Mustafa'nın teklifini tercih edecektir.
Bizans, 2. Murad ile sulhten vazgeçip sahte şehzade Mustafa'yı Edirne'ye gönderdi. Mustafa, Manuel'in gönderdiği kuvvetlerle birlikte Limni'den İstanbul'a, oradan da Edirne'ye geçti. Artık taht mücadelelerine aşina olan Edirne halkı, burada bulunan Azaplar (Başıbozuklar) ve Akıncılar (Tımarlı Sipahiler) Mustafa'nın yanında yer aldılar. Mustafa, önce etrafındakileri ikna etmekte zorlansa da vücudundaki yaraların Bayezid'in yanında yaptığı savaştan geriye kalan hatıralar olduğunu iddia edince etrafındakileri inandırmayı başardı.
Osmanlı'nın en önemli askeri gücü kendilerine tımar verilen akıncılar (Tımarlı Sipahiler), esas görevi askerlik olmayan ve maaş bağlanmayan, yağmadan pay alan Azap askerleri (Başıbozuklar) ve sonrasında hükümdarın kulu olan Yeni Çeriler geliyordu. Bu kuvvetlerden Tımarlı Sipahiler'in tımarları Rumeli'deydi. Azapların ise ekserisi Edirne'de bulunuyordu. Murad Han'a bağlı kuvvetler ekseri Yeni Çeriler ve Anadolu'da bulunan nispeten az sayıdaki sipahilerden oluşuyordu. Bu bakımdan Mustafa önemli bir askeri avantaja sahipti. Murad Han, az sayıdaki kuvvetiyle Edirne'ye gidecek olursa muvaffak olması pek mümkün görünmüyordu. Mahiyeti, bu durum üzerine Bayezid Paşa'yı Edirne'ye gönderip burada ikna edeceği Azaplarla bir ordu kurmayı ve Mustafa'nın üzerine bu şekilde yürümeyi düşündüler. Murad Han'ın da onayıyla Bayezid Paşa, kardeşi Hamza Paşa ile birlikte Edirne'ye doğru yola çıktılar. Bayezid Paşa, burada 30 Bin kişiden müteşekkil bir Azap kuvveti bir araya getirmeyi başardı ve Sazlıdere yakınlarında Düzmece Mustafa'nın ordularıyla karşı karşıya geldiler. Her iki ordu da savaş düzeni alarak muharebeye girişmek üzereyken Mustafa, Azaplara güçlü bir nida ile "Esas hükümdarınıza biat edin" diyerek seslendi ve bu hamlesi ile Azapları ikna etmeyi başardı. Saf değiştiren Azaplar nedeniyle Bayezid Paşa, savaşmadan mağlup olarak esir düştü. Mustafa, Bayezid Paşa huzuruna geldiğinde onun akıbetini veziri Cüneyd'e havale etti. Zira Cüneyd'in Bayezid Paşa'ya evvelden gelen bir garazı vardı. Vaktiyle kendisini esir alan ve damadını hadım ettiren Bayezid Paşa'yı kardeşi Hamza'nın gözünün önünde boynunu vurdurarak katletti. Daha da ileri giderek Hamza'nın hayatını bağışlayıp bu acı hatırayı ömür boyu yaşaması için salıverdi. Cüneyd, bu hamlesi ile kendi akıbetini şekillendirecektir. Zira yıllar sonra ölümü, canını bağışladığı Hamza Bey'in elinden gerçekleşecektir.
Bizans, Gelibolu'yu almak için Mustafa'nın eline geçmesini beklememişti. Mustafa henüz Edirne'ye ulaşmışken Manuel Gelibolu'nun ele geçirilmesi emrini vermişti. Ancak Bizans kuvvetleri Gelibolu kalesini kuşatsalar da kaleyi ele geçirmeyi başaramadılar. Sazlıdere'de ki mağlubiyeti haber alan Gelibolu'da ki kuvvetler, Mustafa'nın gazabına uğramamak için kapıları açarak Bizans kuvvetlerine teslim oldular. Bunu haber alan Mustafa, süratle kaleye gelerek Bizans kuvvetlerine şu ilginç tepkiyi verdi; "Benim kazandığı zafer Manuel'in menfaati için değildir. İslam beldelerini yeniden fethetmeye niyet ettim. Peygamber Efendimiz de şefaat ederse bu niyetimi icra edeceğim. Lakin Manuel'e taahhüt ettiklerimi yerine getireceğim. Askerlerine de artık ihtiyacım yoktur." (Eylül 1421)
Anlaşılan o ki; Mustafa, Bizans'ı kullanmış ve istediğini elde edince Manuel'i yüzüstü bırakmıştı. Manuel, Mustafa'dan daha fazlasını bekleyemeyeceğini anlayınca Murad Han ile yeniden bir anlaşmaya varma yoluna gitti. Vezir Hacı İvaz Paşa ile yapılan ikinci görüşmede Manuel'in Murad Han'ın iki kardeşinin tesliminde ısrar etmesi üzerine anlaşmaya varılamadı.
Nihayetinde Mustafa, 12 Bin sipahi ve 5 Bin piyade ile birlikte Çanakkale'ye çıktı. Savaştan önce Anadolu'da ki beylerden de itaat istedi. Ancak ne Germiyanoğlu ne de Karamanoğlu'nun itaatini alamadı. Bunun yanında yakınlarda ki birkaç küçük beylikten muhtelif itaatlar alarak ordusuna yaptığı takviyeyle Bursa'ya giden tek yol olan Ulubat Deresine doğru yola çıktı. Diğer taraftan Cüneyd, eski beyliğine doğru giderek Balat Emiri Mustafa'yı mağlup edip Aydın'a tekrar yerleşti. Cüneyd, elbette kendi menfaati için bu sefere çıkmıştı ve amacı yeniden eski beyliğinin başına geçebilmekti. Eski kalesini ele geçirebilmişti ancak makamında rahatça oturabilmesi için hükümdarlık mücadelesinde kazanan tarafın yanında yer alması gerekiyordu.
2. Murad Han, elindeki kuvvetlerin yetersiz olduğunu biliyordu. Takviye kuvvet olarak Osmanlı'ya uzun zamandır sadakatle bağlı olan Foça'da ki Cenevizlilerden asker takviyesi istedi. Adorno, 2 Bin kadar zırhlı İtalyan askeri ile birlikte geçmişte Mehmed Çelebi ile yaptığı anlaşma gereği ödemesi gereken vergiyi de takdim etti. Ayrıca ihtiyaç duyulduğunu fark edip arzu edilmesi halinde savaş gemileri tahsis edebileceğini söyledi. Elbette Murad Han bu tüccarın sadakatinden fevkalade memnun oldu.
Murad Han, tanzim ettiği kuvvetlerle birlikte Ulubat Deresinin sırtına konuşlandı. Ordunun sağı deniz, solu ise dere ve bataklıktan oluşuyordu. Derenin karşısına geçebilmenin tek yolu olan köprüyü de kesmişti. Mustafa, ancak Keşiş dağı üzerinden saldırabilirdi ki, bu da 3 günlük bir yola tekabül ederdi. Murad Han'ın kuvvetleri avantajlı durumdaydı ancak yine de bir savunma hattının yarılması durumunda askeri kuvveti zayıf kalıyordu. Bu durumu müşahede eden vezirleri, evvelce Mustafa ile işbirliği yapan Şeyh Bedrettin'in hapse attırdığı Mihaloğlu Mehmed Bey'i zapt edildiği hapisten çıkarmayı önermişlerdi. Mihaloğlu, Edirne'de ki bir kısım kuvvetlerin komutanlığını yapmıştı ve kendisine ziyadesiyle bağlı olan bu kuvvetler onu öldü sanıyorlardı. Murad Han'ın lûtfu ile özgürlüğüne kavuşan Mihaloğlu, savaşın istikametini değiştirecek hamleyi yaptı. Bir gece derenin diğer yakasına doğru seslenerek yaşadığını ve Murad Han'ın ordusuna katılmalarını teklif etti. Öldü sandıkları reislerinin yaşadığını öğrenen Doğanoğulları, Koyunoğulları ve Evrenozzadeler Murad'ın yanına geçtiler. Ancak Azaplar Mustafa'nın yanında kalmayı tercih ettiler. Hammer'in naklettiği rivayete göre Murad Han, Emir Sultan'dan muvaffakiyet için duasını istemiş, üç gün boyunca dua eden Emir Sultan'ın kerameti ile Mustafa'nın burnu şiddetli şekilde kanamaya başlamış, bu kanama Mustafa'yı halsiz düşürmüştür.
Mustafa, nehri doğrudan geçemediği için bir gece baskını ile derenin karşı kıyısında mevzi oluşturmayı düşünür. Azaplardan tertip ettiği kuvvetleri gece gizlice nehirden yüzerek karşıya geçirmeyi dener. Ancak bunu haber alan Murad Han, Umur Bey komutasındaki 2 Bin yeni çeriyi ormanlık alana gizler. Azap kuvvetleri karaya çıkmaları ile tuzağa düşer ve önemli bir kısmı öldürülür, kalanlar ise esir edilir. Bu esirler, daha sonra iki baş esir karşılığında bir koyuna mukabil kasaplara satılır. Bu utanç verici vaka, sonra Azaplar ile Yeni Çeriler arasında uzun yıllar sürecek bir husumetin temelini oluşturmuştur.
Murad Han, Mustafa'nın askerlerinden bir kısmını safına çekmeyi başarmış, ilk taarruzunu da boşa çıkarmıştı. Ancak ordusu daha kuvvetli olan yine de Mustafa'ydı. Hacı İvaz Paşa, akıllıca bir hile ile savaşı kan dökmeden sonuçlandıracak bir hamle yaptı. Cüneyd'e, Murad Han'ın safına geçmesi durumunda affedileceği ve eski beyliğinin iade edileceğine dair bir mektup yazıp gönderdi. Mustafa'ya ise Cüneyd'in saf değiştireceğini bildirdi. Bu dahice plan ile Mustafa emrindeki kuvvetlere şüphe ile yaklaşmaya başladı, Cüneyd ise gece kimseye sezdirmeden yanına 70 kadar askerini alarak gizlice cepheyi terk edip Aydın'a doğru yola çıktı. Durum şafak vakti ortaya çıkınca olanları fark eden bir kısım askerler, hükümdarın kendilerini bırakarak kaçtığını düşünerek telaş ve korkuyla kaçmaya başladılar. Her ne kadar komutanlar bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu bağırsalar da dinleyen olmadı. Mustafa, bir anda yanında bir avuç kuvvetle yalnız kaldı. Zaman kaybetmeden kendisine bağlı kuvvetlerle birlikte Gelibolu'ya çekildi. Murad Han, onu takip etmek istese de Lapseki'den Gelibolu'ya geçebilmesi için savaş gemilerine ihtiyacı vardı. Kadırgalarla bunu yapması çok tehlikeliydi, zira Mustafa, Gelibolu'da savunma mevzisi almıştı. Kadırgaların bu savunmaya karşı güvenle sahile yanaşmaları pek mümkün görünmüyordu. Ancak daha önce kendisine kadırga ve savaş gemileri gönderme sözü veren Adorno, sözünü yerine getirmiş ve kıyıya yanaşabilecek savaş tertibatına sahip gemilerle Lapseki'ye ulaşmıştı. Hatta Adorno, kıyıya yanaştığında Mustafa ona 50 Bin duka karşılığında Murad Han'ı kendisine teslim etmesini teklif etmiş, ancak o bunu reddetmişti. Adorno'nun bu sadakati karşılığında Murad Han, ekonomik olarak zorluk çekmeye başladığını bildiği Ceneviz'den aldığı vergileri tek kalemde iptal edip Peritorion kalesini de Cenevizlilere bağışladı. Bu bir ödülden daha ziyade çok açık bir dostluk göstergesiydi. Cenevizliler artık sadece ticari ve askeri bir müttefik değil yakın bir dost haline gelmişti. Zira Murad Han, bu lûtfundan sonra alışılmışın dışında bir hareketle diplomasi dilini terk ederek Adorno'ya sarılmıştır.
Murad Han, büyük bir savaş gemisine yerleşip yanındaki 500 askerle birlikte yola çıktı. Adorno da 20 kadırgada konuşlu 500 okçusuyla karaya ayak bastı. Hemen arkasından Murad Han, kendi okçuları ve diğer kuvvetleriyle birlikte karaya çıkıp sapan ve ok atışlarıyla Mustafa'nın zaten zayıf olan kuvvetlerini dağıttılar. Azaplar yoğun ok ve sapan atışlarına maruz kalır kalmaz savaş meydanından çekildiler. Mustafa da süratle Edirne'ye doğru kaçtı.
Murad Han, emrindeki 2 Bin tam zırhlı Ceneviz askeri, Yeni Çerileri ve bir kısım sipahiyle birlikte Edirne'ye ayak bastı. Edirne halkı onu coşkuyla karşıladı. Halkın bu coşkusu karşısında bir ziyafet veren Murad Han, yine adetin dışına çıkarak Cenevizli komutanları hatta askerleri Müslüman ahaliye yaptığı muamele ile ziyafete davet etti. Ardından Cenevizli kumandanlara çok kıymetli hediyeler vererek ülkelerine gönderdi. Takip eden birkaç gün içerisinde Mustafa, Kızılağaç Yenicesinde ele geçirildi. Elbette idamında bir saltanat mensubu muamelesi görmedi. Kirişle boğdurulmak yerine asılarak hisardan aşağı sallandırıldı (1422).
Murad Han'ın tahta geçişi ile ilk işi komşuları ile anlaşmaları tazelemek ve olası bir tehdide mahal vermemek için sulhu temin etmek oldu. Batıda Macar Kralı Sigismund'a ve Bizans'a, Anadolu'da ise Menteşoğulları ve Karamanoğulları'na elçiler göndererek sulhu taahhüt etti ve onların da taahhüdünü beklediğini iletti. Macar Kralı, Menteşoğulları ve Karamanoğulları sulhu kabul ettiler. Ancak Bizans, Mehmed Çelebi'nin mirası olan bir anlaşmayı öne sürdü. Bu anlaşmaya göre karşılıklı güvenin tesisi için Mehmed Çelebi'den sonra gelecek hükümdarların iki varis kardeşi Bizans'a sulh teminatı olarak verilecekti. Murad Han, bunu kati suretle kabul etmeyerek başka bir anlaşma sundu. Bizans elçisi Bursa'ya gelip bu görüşmeyi Veziri Hacı İvaz Paşa ile gerçekleştirdi. Açıkça tehdit içeren bu konuşmada elçi, yaptığı sulh görüşmesinde Bizans İmparatorunun Murad Han'ın iki kardeşini istediğini, anlaşmanın yerine getirilmemesi durumunda Limdi'de hapis tutulan Sahte Şehzade Mustafa'nın çıkartılarak Edirne'ye gönderileceğini ve hükümdar olarak onu kabul edeceklerini söyledi. İvaz Paşa, karşılıklı sulh için İmparatorun mirastan vazgeçmesini, bunun yerine devletin ileri gelenlerinin çocuklarından 12 sini, ayrıca 200 Bin altın ve Gelibolu'yu vermeyi teklif etti. Manuel'in gönderdiği elçiye verdiği emir açıktı, Bizans pazarlığa açık değil. Zira Mustafa, hürriyeti ve saltanatı karşılığında Gelibolu'nun dışında Buğdan'a kadar olan Karadeniz şehirlerini ve Erinoz-Aynaroz'a kadar olan güney şehirlerini vermeyi kabul etmişti. Bizans, elbette riske girecek ama Mustafa'nın teklifini tercih edecektir.
Bizans, 2. Murad ile sulhten vazgeçip sahte şehzade Mustafa'yı Edirne'ye gönderdi. Mustafa, Manuel'in gönderdiği kuvvetlerle birlikte Limni'den İstanbul'a, oradan da Edirne'ye geçti. Artık taht mücadelelerine aşina olan Edirne halkı, burada bulunan Azaplar (Başıbozuklar) ve Akıncılar (Tımarlı Sipahiler) Mustafa'nın yanında yer aldılar. Mustafa, önce etrafındakileri ikna etmekte zorlansa da vücudundaki yaraların Bayezid'in yanında yaptığı savaştan geriye kalan hatıralar olduğunu iddia edince etrafındakileri inandırmayı başardı.
Osmanlı'nın en önemli askeri gücü kendilerine tımar verilen akıncılar (Tımarlı Sipahiler), esas görevi askerlik olmayan ve maaş bağlanmayan, yağmadan pay alan Azap askerleri (Başıbozuklar) ve sonrasında hükümdarın kulu olan Yeni Çeriler geliyordu. Bu kuvvetlerden Tımarlı Sipahiler'in tımarları Rumeli'deydi. Azapların ise ekserisi Edirne'de bulunuyordu. Murad Han'a bağlı kuvvetler ekseri Yeni Çeriler ve Anadolu'da bulunan nispeten az sayıdaki sipahilerden oluşuyordu. Bu bakımdan Mustafa önemli bir askeri avantaja sahipti. Murad Han, az sayıdaki kuvvetiyle Edirne'ye gidecek olursa muvaffak olması pek mümkün görünmüyordu. Mahiyeti, bu durum üzerine Bayezid Paşa'yı Edirne'ye gönderip burada ikna edeceği Azaplarla bir ordu kurmayı ve Mustafa'nın üzerine bu şekilde yürümeyi düşündüler. Murad Han'ın da onayıyla Bayezid Paşa, kardeşi Hamza Paşa ile birlikte Edirne'ye doğru yola çıktılar. Bayezid Paşa, burada 30 Bin kişiden müteşekkil bir Azap kuvveti bir araya getirmeyi başardı ve Sazlıdere yakınlarında Düzmece Mustafa'nın ordularıyla karşı karşıya geldiler. Her iki ordu da savaş düzeni alarak muharebeye girişmek üzereyken Mustafa, Azaplara güçlü bir nida ile "Esas hükümdarınıza biat edin" diyerek seslendi ve bu hamlesi ile Azapları ikna etmeyi başardı. Saf değiştiren Azaplar nedeniyle Bayezid Paşa, savaşmadan mağlup olarak esir düştü. Mustafa, Bayezid Paşa huzuruna geldiğinde onun akıbetini veziri Cüneyd'e havale etti. Zira Cüneyd'in Bayezid Paşa'ya evvelden gelen bir garazı vardı. Vaktiyle kendisini esir alan ve damadını hadım ettiren Bayezid Paşa'yı kardeşi Hamza'nın gözünün önünde boynunu vurdurarak katletti. Daha da ileri giderek Hamza'nın hayatını bağışlayıp bu acı hatırayı ömür boyu yaşaması için salıverdi. Cüneyd, bu hamlesi ile kendi akıbetini şekillendirecektir. Zira yıllar sonra ölümü, canını bağışladığı Hamza Bey'in elinden gerçekleşecektir.
Bizans, Gelibolu'yu almak için Mustafa'nın eline geçmesini beklememişti. Mustafa henüz Edirne'ye ulaşmışken Manuel Gelibolu'nun ele geçirilmesi emrini vermişti. Ancak Bizans kuvvetleri Gelibolu kalesini kuşatsalar da kaleyi ele geçirmeyi başaramadılar. Sazlıdere'de ki mağlubiyeti haber alan Gelibolu'da ki kuvvetler, Mustafa'nın gazabına uğramamak için kapıları açarak Bizans kuvvetlerine teslim oldular. Bunu haber alan Mustafa, süratle kaleye gelerek Bizans kuvvetlerine şu ilginç tepkiyi verdi; "Benim kazandığı zafer Manuel'in menfaati için değildir. İslam beldelerini yeniden fethetmeye niyet ettim. Peygamber Efendimiz de şefaat ederse bu niyetimi icra edeceğim. Lakin Manuel'e taahhüt ettiklerimi yerine getireceğim. Askerlerine de artık ihtiyacım yoktur." (Eylül 1421)
Anlaşılan o ki; Mustafa, Bizans'ı kullanmış ve istediğini elde edince Manuel'i yüzüstü bırakmıştı. Manuel, Mustafa'dan daha fazlasını bekleyemeyeceğini anlayınca Murad Han ile yeniden bir anlaşmaya varma yoluna gitti. Vezir Hacı İvaz Paşa ile yapılan ikinci görüşmede Manuel'in Murad Han'ın iki kardeşinin tesliminde ısrar etmesi üzerine anlaşmaya varılamadı.
Nihayetinde Mustafa, 12 Bin sipahi ve 5 Bin piyade ile birlikte Çanakkale'ye çıktı. Savaştan önce Anadolu'da ki beylerden de itaat istedi. Ancak ne Germiyanoğlu ne de Karamanoğlu'nun itaatini alamadı. Bunun yanında yakınlarda ki birkaç küçük beylikten muhtelif itaatlar alarak ordusuna yaptığı takviyeyle Bursa'ya giden tek yol olan Ulubat Deresine doğru yola çıktı. Diğer taraftan Cüneyd, eski beyliğine doğru giderek Balat Emiri Mustafa'yı mağlup edip Aydın'a tekrar yerleşti. Cüneyd, elbette kendi menfaati için bu sefere çıkmıştı ve amacı yeniden eski beyliğinin başına geçebilmekti. Eski kalesini ele geçirebilmişti ancak makamında rahatça oturabilmesi için hükümdarlık mücadelesinde kazanan tarafın yanında yer alması gerekiyordu.
2. Murad Han, elindeki kuvvetlerin yetersiz olduğunu biliyordu. Takviye kuvvet olarak Osmanlı'ya uzun zamandır sadakatle bağlı olan Foça'da ki Cenevizlilerden asker takviyesi istedi. Adorno, 2 Bin kadar zırhlı İtalyan askeri ile birlikte geçmişte Mehmed Çelebi ile yaptığı anlaşma gereği ödemesi gereken vergiyi de takdim etti. Ayrıca ihtiyaç duyulduğunu fark edip arzu edilmesi halinde savaş gemileri tahsis edebileceğini söyledi. Elbette Murad Han bu tüccarın sadakatinden fevkalade memnun oldu.
Murad Han, tanzim ettiği kuvvetlerle birlikte Ulubat Deresinin sırtına konuşlandı. Ordunun sağı deniz, solu ise dere ve bataklıktan oluşuyordu. Derenin karşısına geçebilmenin tek yolu olan köprüyü de kesmişti. Mustafa, ancak Keşiş dağı üzerinden saldırabilirdi ki, bu da 3 günlük bir yola tekabül ederdi. Murad Han'ın kuvvetleri avantajlı durumdaydı ancak yine de bir savunma hattının yarılması durumunda askeri kuvveti zayıf kalıyordu. Bu durumu müşahede eden vezirleri, evvelce Mustafa ile işbirliği yapan Şeyh Bedrettin'in hapse attırdığı Mihaloğlu Mehmed Bey'i zapt edildiği hapisten çıkarmayı önermişlerdi. Mihaloğlu, Edirne'de ki bir kısım kuvvetlerin komutanlığını yapmıştı ve kendisine ziyadesiyle bağlı olan bu kuvvetler onu öldü sanıyorlardı. Murad Han'ın lûtfu ile özgürlüğüne kavuşan Mihaloğlu, savaşın istikametini değiştirecek hamleyi yaptı. Bir gece derenin diğer yakasına doğru seslenerek yaşadığını ve Murad Han'ın ordusuna katılmalarını teklif etti. Öldü sandıkları reislerinin yaşadığını öğrenen Doğanoğulları, Koyunoğulları ve Evrenozzadeler Murad'ın yanına geçtiler. Ancak Azaplar Mustafa'nın yanında kalmayı tercih ettiler. Hammer'in naklettiği rivayete göre Murad Han, Emir Sultan'dan muvaffakiyet için duasını istemiş, üç gün boyunca dua eden Emir Sultan'ın kerameti ile Mustafa'nın burnu şiddetli şekilde kanamaya başlamış, bu kanama Mustafa'yı halsiz düşürmüştür.
Mustafa, nehri doğrudan geçemediği için bir gece baskını ile derenin karşı kıyısında mevzi oluşturmayı düşünür. Azaplardan tertip ettiği kuvvetleri gece gizlice nehirden yüzerek karşıya geçirmeyi dener. Ancak bunu haber alan Murad Han, Umur Bey komutasındaki 2 Bin yeni çeriyi ormanlık alana gizler. Azap kuvvetleri karaya çıkmaları ile tuzağa düşer ve önemli bir kısmı öldürülür, kalanlar ise esir edilir. Bu esirler, daha sonra iki baş esir karşılığında bir koyuna mukabil kasaplara satılır. Bu utanç verici vaka, sonra Azaplar ile Yeni Çeriler arasında uzun yıllar sürecek bir husumetin temelini oluşturmuştur.
Murad Han, Mustafa'nın askerlerinden bir kısmını safına çekmeyi başarmış, ilk taarruzunu da boşa çıkarmıştı. Ancak ordusu daha kuvvetli olan yine de Mustafa'ydı. Hacı İvaz Paşa, akıllıca bir hile ile savaşı kan dökmeden sonuçlandıracak bir hamle yaptı. Cüneyd'e, Murad Han'ın safına geçmesi durumunda affedileceği ve eski beyliğinin iade edileceğine dair bir mektup yazıp gönderdi. Mustafa'ya ise Cüneyd'in saf değiştireceğini bildirdi. Bu dahice plan ile Mustafa emrindeki kuvvetlere şüphe ile yaklaşmaya başladı, Cüneyd ise gece kimseye sezdirmeden yanına 70 kadar askerini alarak gizlice cepheyi terk edip Aydın'a doğru yola çıktı. Durum şafak vakti ortaya çıkınca olanları fark eden bir kısım askerler, hükümdarın kendilerini bırakarak kaçtığını düşünerek telaş ve korkuyla kaçmaya başladılar. Her ne kadar komutanlar bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu bağırsalar da dinleyen olmadı. Mustafa, bir anda yanında bir avuç kuvvetle yalnız kaldı. Zaman kaybetmeden kendisine bağlı kuvvetlerle birlikte Gelibolu'ya çekildi. Murad Han, onu takip etmek istese de Lapseki'den Gelibolu'ya geçebilmesi için savaş gemilerine ihtiyacı vardı. Kadırgalarla bunu yapması çok tehlikeliydi, zira Mustafa, Gelibolu'da savunma mevzisi almıştı. Kadırgaların bu savunmaya karşı güvenle sahile yanaşmaları pek mümkün görünmüyordu. Ancak daha önce kendisine kadırga ve savaş gemileri gönderme sözü veren Adorno, sözünü yerine getirmiş ve kıyıya yanaşabilecek savaş tertibatına sahip gemilerle Lapseki'ye ulaşmıştı. Hatta Adorno, kıyıya yanaştığında Mustafa ona 50 Bin duka karşılığında Murad Han'ı kendisine teslim etmesini teklif etmiş, ancak o bunu reddetmişti. Adorno'nun bu sadakati karşılığında Murad Han, ekonomik olarak zorluk çekmeye başladığını bildiği Ceneviz'den aldığı vergileri tek kalemde iptal edip Peritorion kalesini de Cenevizlilere bağışladı. Bu bir ödülden daha ziyade çok açık bir dostluk göstergesiydi. Cenevizliler artık sadece ticari ve askeri bir müttefik değil yakın bir dost haline gelmişti. Zira Murad Han, bu lûtfundan sonra alışılmışın dışında bir hareketle diplomasi dilini terk ederek Adorno'ya sarılmıştır.
Murad Han, büyük bir savaş gemisine yerleşip yanındaki 500 askerle birlikte yola çıktı. Adorno da 20 kadırgada konuşlu 500 okçusuyla karaya ayak bastı. Hemen arkasından Murad Han, kendi okçuları ve diğer kuvvetleriyle birlikte karaya çıkıp sapan ve ok atışlarıyla Mustafa'nın zaten zayıf olan kuvvetlerini dağıttılar. Azaplar yoğun ok ve sapan atışlarına maruz kalır kalmaz savaş meydanından çekildiler. Mustafa da süratle Edirne'ye doğru kaçtı.
Murad Han, emrindeki 2 Bin tam zırhlı Ceneviz askeri, Yeni Çerileri ve bir kısım sipahiyle birlikte Edirne'ye ayak bastı. Edirne halkı onu coşkuyla karşıladı. Halkın bu coşkusu karşısında bir ziyafet veren Murad Han, yine adetin dışına çıkarak Cenevizli komutanları hatta askerleri Müslüman ahaliye yaptığı muamele ile ziyafete davet etti. Ardından Cenevizli kumandanlara çok kıymetli hediyeler vererek ülkelerine gönderdi. Takip eden birkaç gün içerisinde Mustafa, Kızılağaç Yenicesinde ele geçirildi. Elbette idamında bir saltanat mensubu muamelesi görmedi. Kirişle boğdurulmak yerine asılarak hisardan aşağı sallandırıldı (1422).