18-07-2020, Saat: 18:34
Suriye'yi 1970'li yıllardan beri katı bir şekilde yöneten Hafız Esad'ın koltuğunu devralması beklenen büyük oğlu Basil Esad, 1994 yılında 31 yaşında bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Böylece Suriye’de iktidar koltuğu, bugünkü devlet başkanı Beşar Esad'a kalmış oldu.Yirmi yıl önce, 17 Temmuz 2000 tarihinde yemin ederek görevi devralan Beşar Esad'ın yönetim anlayışı, korku ve dehşet üzerine kurulu. Uyguladığı strateji de, kendi halkının refahı pahasına, onun üzerinde baskı uygulamayı temel alıyor. Bu, Esad'ın tipik bir özelliği.Yıllar boyunca Wall Street Journal'ın Şam muhabirliğini yapan Sam Dagher, Esad'ın 1995 yılında sarf ettiği, "Bizim toplumumuzu ayakkabımızla insanların kafasına bastırmadan yönetmenin başka bir yolu yok" sözlerini anımsatıyor.
Gazeteci Dagher'in imzasıyla 2019 yılında yayınlanan, Esad ailesine ilişkin biyografide, Beşar'ın, babasının gölgesinden kurtulmak için yaşadığı ruhsal dönüşüme de değiniliyor. Esad gözetim toplumunu modernize etti Beşar Esad, başlangıçta aslında babası veya ağabeyinden çok daha farklı bir yönetici türü olduğu izlenimini veriyordu. Onlardan daha az maceraperest, daha sakin bir görüntü çizen Esad, 1990'lı yılların ortasında, tıp eğitimi gördüğü Londra'da yaşıyor ve göz doktoru olma yolunda eğitimini sürdürüyordu.
Beşar Esad iktidarı devraldıktan sonra Suriye, "Şam Baharı“ adının verildiği bir dönem yaşadı. Bu dönemde aydınlar, demokrasi ve yurttaş katılımı konularını Hafız Esad dönemine göre daha açık bir biçimde tartışabiliyordu. Suriye'yi gözlemleyen birçok kişi, Beşar'a geleceğin umudu olarak bakıyordu. Uzun yıllar boyunca Şam'da muhabirlik yapan sayılı Batılı gazeteciden olan ve Esad Suriyesi üzerine birçok kitap yazan gazeteci Kristin Helberg, bunun büyük bir yanılsama olduğunu söylüyor. "Umutları beraberinde getiren kişi imajı, bir yanlış anlaşılmadan ibaretti" diyen Helberg, çok sayıda Batılı siyasetçi ve Suriyelinin, bilgisayar ve internetle ilgilenen ve İngiltere'de eğitim gören bir kişinin büyük reformlara imza atacağını düşünme gibi bir gaflete düştüğünü söylüyor. DW'ye verdiği mülakatta "Beşar aslında reformcu değildi" diyen Helberg, Esad'ın kendisini bir modernleştirmeci olarak gördüğünü ifade ediyor. "Beşar, gücünden feragat etmek veya babasının yetkilerinden kayda değer biçimde vazgeçmeye ne hazırdı, ne de bunu yapabilecek yetkinliğe sahipti. Beşar Esad, her ne kadar gürleyen bir diktatör izlenimini vermiyorsa da, her düzlemde otoriter yönetilen ve zalim bir iktidar çetesi tarafından sömürülen 50 yıllık bir gözetim toplumunun çocuğuydu ve bugün hâlâ öyle." "Sakın acıma!" Beşar Esad'ın bildiği tek şey, kozmopolit kent Londra değildi. Beşar, memleketindeki diktatöryel ilişkileri ve dolayısıyla Esad hanedanını tehdit edebilecek tehlikeleri de yakından tanıyordu. Bu çerçevede, Beşar henüz çocukken, ailenin çevresinden bir şöför, genç Beşar'a suikast düzenlemeyi planladığı suçlamasıyla tutuklandı.
Gazeteci Dagher'in imzasıyla 2019 yılında yayınlanan, Esad ailesine ilişkin biyografide, Beşar'ın, babasının gölgesinden kurtulmak için yaşadığı ruhsal dönüşüme de değiniliyor. Esad gözetim toplumunu modernize etti Beşar Esad, başlangıçta aslında babası veya ağabeyinden çok daha farklı bir yönetici türü olduğu izlenimini veriyordu. Onlardan daha az maceraperest, daha sakin bir görüntü çizen Esad, 1990'lı yılların ortasında, tıp eğitimi gördüğü Londra'da yaşıyor ve göz doktoru olma yolunda eğitimini sürdürüyordu.
Beşar Esad iktidarı devraldıktan sonra Suriye, "Şam Baharı“ adının verildiği bir dönem yaşadı. Bu dönemde aydınlar, demokrasi ve yurttaş katılımı konularını Hafız Esad dönemine göre daha açık bir biçimde tartışabiliyordu. Suriye'yi gözlemleyen birçok kişi, Beşar'a geleceğin umudu olarak bakıyordu. Uzun yıllar boyunca Şam'da muhabirlik yapan sayılı Batılı gazeteciden olan ve Esad Suriyesi üzerine birçok kitap yazan gazeteci Kristin Helberg, bunun büyük bir yanılsama olduğunu söylüyor. "Umutları beraberinde getiren kişi imajı, bir yanlış anlaşılmadan ibaretti" diyen Helberg, çok sayıda Batılı siyasetçi ve Suriyelinin, bilgisayar ve internetle ilgilenen ve İngiltere'de eğitim gören bir kişinin büyük reformlara imza atacağını düşünme gibi bir gaflete düştüğünü söylüyor. DW'ye verdiği mülakatta "Beşar aslında reformcu değildi" diyen Helberg, Esad'ın kendisini bir modernleştirmeci olarak gördüğünü ifade ediyor. "Beşar, gücünden feragat etmek veya babasının yetkilerinden kayda değer biçimde vazgeçmeye ne hazırdı, ne de bunu yapabilecek yetkinliğe sahipti. Beşar Esad, her ne kadar gürleyen bir diktatör izlenimini vermiyorsa da, her düzlemde otoriter yönetilen ve zalim bir iktidar çetesi tarafından sömürülen 50 yıllık bir gözetim toplumunun çocuğuydu ve bugün hâlâ öyle." "Sakın acıma!" Beşar Esad'ın bildiği tek şey, kozmopolit kent Londra değildi. Beşar, memleketindeki diktatöryel ilişkileri ve dolayısıyla Esad hanedanını tehdit edebilecek tehlikeleri de yakından tanıyordu. Bu çerçevede, Beşar henüz çocukken, ailenin çevresinden bir şöför, genç Beşar'a suikast düzenlemeyi planladığı suçlamasıyla tutuklandı.