26-05-2020, Saat: 23:31
Mondros Mütarekesi şartları incelendiğinde, bunun bir karşılıklı ateşkes antlaşması olmayıp, Türkiye’nin İtilâf Devletleri’ne teslim antlaşması olduğu açıkça görülmektedir. Ancak Mondros Mütarekesi, Türkiye’de olduğu kadar İtilâf Devletleri arasında da büyük bir anlaşmazlığın çıkmasına sebep oldu. Huzursuzluğun tek sebebi İngiltere’nin politikasıydı. 1917 Rus İhtilâli, Rusya’nın savaştan çekilmesine sebep olduğu gibi daha önce Rusyaİngiltere ve Fransa arasında imzalanmış olan Türkiye’nin paylaşılmasıyla ilgili gizli taksim projelerinde de bazı değişiklikleri gerektirmişti. Tamamen yalnız kaldığını ve kendinse kimsenin bir engel teşkil edemeyeceğini gören İngiltere, Ortadoğu’nun ve Avrupa’nın haritasını tek başına çizmeye kararlı olarak ön plâna çıktı. Bu, müttefikleri tarafından tepkiyle karşılandı. Diğer yandan o tarihlerde bize sihirli bir değnek gibi gelen diğer bir husus da ABD Başkanı Wilson’ın ortaya attığı on dört maddelik prensipler oldu.
Wilson prensipleri suret-i haktan görünmekle beraber çeşitli durumlara göre yorumlanabilecek bir program mahiyetinde idi. Mondros ve diğer ittifak zümresini ilgilendiren antlaşmalar bunu açıkça ortaya koymuştur.
Wilson prensipleri İngiltere ve Fransa tarafından da kabul edilmedi. Bunun üzerine ABD, Paris Sulh Konferansı’ndan çekildi. Diğer yandan İngiltere ile Fransa arasındaki anlaşmazlık gittikçe büyümekteydi. Fransa bir yandan Alsace-Loraine’i isterken, diğer yandan kuzeyde parçalanmış bir Almanya arzu etmekteydi. Almanya’nın parçalanmasına ise İngiltere razı değildi. Yakındoğu’da önce bir bütün olarak Arabistan projesi, bu defa İngiltere tarafından değiştirilerek bölgede en küçük devletin kurulması şeklinde değiştirilmişti. Bölgede büyük yatırımları olan Fransa’nın bu politika işine gelmemekteydi. Ayrıca Suriye Fransa’ya terk edilmiş, ancak İngiltere Şam’da Faysal’ı kral ilâm ettirmişti. Faysal, Fransa karşısında tutunamayarak İngilizler’e sığındı. İngiliz desteğiyle Irak’ta kral ilân edildi. Fransa, İngiltere’nin parçala-yut politikasına karşı Türkiye’nin bütünlüğünü kendi menfaati bakımından daha uygun görüyordu. Gerek İngilizler’le aralarında sürüp giden anlaşmazlık, gerek Fransız işgal bölgelerindeki Kuvay-ı Milliye hareketi, Fransa’nın kısa bir zaman sonra Ankara Hükümeti ile anlaşmasına sebep oldu.
İtalya’ya vaat edilen Antalya, Burdur, Konya, Muğla ve İzmir havalisi, St. Jeane Maurienne antlaşmasının Rusya tarafından kabul edilmemesi üzerine Antalya ve çevresi dışında uygulanamadı. İngiltere, Akdeniz’de rakip bir devlet istemediğinden bir yandan İtalya’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topraklarıyla ilgili isteklerini reddederken, diğer yandan Paris Barış Konferansı’na müracaat ederek İzmir ve çevresini isteyen Yunanistan Başbakanı Venizelos’u bölgede İngiliz menfaatlerinin temsilcisi olarak benimsedi. İtalya isteklerinin reddi üzerine en önce Ankara Hükümeti’ne yanaşan İtilâf devletlerinden biri oldu.
İngiltere yalnız kalınca Ortadoğu’daki emellerini tek başına uygulamaya kalkıştı. Doğu Anadolu’da İngiltere himayesinde bir Ermenistan ve Kürdistan kurdurmak için çaba sarf eden İngiltere, emellerine karşı koyabilecek güçte bir Türk ordusunun bulunmadığı kanaatinde olduğu için ordusunu terhis etmişti. Diğer yandan I. Cihan Savaşı’ndan galip çıkmakla beraber, harp aleyhtarı büyük bir kitle oluşmuş, İngiltere’nin savaşa devam hususundaki ısrarı hükümet buhranına sebep olacak boyutlara ulaşmıştı. Gene harbe devamda ısrar etmesi hâlinde İngiltere’de Rusya’dakine benzer bir komünist ihtilâlin olması kaçınılmazdı
Wilson prensipleri suret-i haktan görünmekle beraber çeşitli durumlara göre yorumlanabilecek bir program mahiyetinde idi. Mondros ve diğer ittifak zümresini ilgilendiren antlaşmalar bunu açıkça ortaya koymuştur.
Wilson prensipleri İngiltere ve Fransa tarafından da kabul edilmedi. Bunun üzerine ABD, Paris Sulh Konferansı’ndan çekildi. Diğer yandan İngiltere ile Fransa arasındaki anlaşmazlık gittikçe büyümekteydi. Fransa bir yandan Alsace-Loraine’i isterken, diğer yandan kuzeyde parçalanmış bir Almanya arzu etmekteydi. Almanya’nın parçalanmasına ise İngiltere razı değildi. Yakındoğu’da önce bir bütün olarak Arabistan projesi, bu defa İngiltere tarafından değiştirilerek bölgede en küçük devletin kurulması şeklinde değiştirilmişti. Bölgede büyük yatırımları olan Fransa’nın bu politika işine gelmemekteydi. Ayrıca Suriye Fransa’ya terk edilmiş, ancak İngiltere Şam’da Faysal’ı kral ilâm ettirmişti. Faysal, Fransa karşısında tutunamayarak İngilizler’e sığındı. İngiliz desteğiyle Irak’ta kral ilân edildi. Fransa, İngiltere’nin parçala-yut politikasına karşı Türkiye’nin bütünlüğünü kendi menfaati bakımından daha uygun görüyordu. Gerek İngilizler’le aralarında sürüp giden anlaşmazlık, gerek Fransız işgal bölgelerindeki Kuvay-ı Milliye hareketi, Fransa’nın kısa bir zaman sonra Ankara Hükümeti ile anlaşmasına sebep oldu.
İtalya’ya vaat edilen Antalya, Burdur, Konya, Muğla ve İzmir havalisi, St. Jeane Maurienne antlaşmasının Rusya tarafından kabul edilmemesi üzerine Antalya ve çevresi dışında uygulanamadı. İngiltere, Akdeniz’de rakip bir devlet istemediğinden bir yandan İtalya’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topraklarıyla ilgili isteklerini reddederken, diğer yandan Paris Barış Konferansı’na müracaat ederek İzmir ve çevresini isteyen Yunanistan Başbakanı Venizelos’u bölgede İngiliz menfaatlerinin temsilcisi olarak benimsedi. İtalya isteklerinin reddi üzerine en önce Ankara Hükümeti’ne yanaşan İtilâf devletlerinden biri oldu.
İngiltere yalnız kalınca Ortadoğu’daki emellerini tek başına uygulamaya kalkıştı. Doğu Anadolu’da İngiltere himayesinde bir Ermenistan ve Kürdistan kurdurmak için çaba sarf eden İngiltere, emellerine karşı koyabilecek güçte bir Türk ordusunun bulunmadığı kanaatinde olduğu için ordusunu terhis etmişti. Diğer yandan I. Cihan Savaşı’ndan galip çıkmakla beraber, harp aleyhtarı büyük bir kitle oluşmuş, İngiltere’nin savaşa devam hususundaki ısrarı hükümet buhranına sebep olacak boyutlara ulaşmıştı. Gene harbe devamda ısrar etmesi hâlinde İngiltere’de Rusya’dakine benzer bir komünist ihtilâlin olması kaçınılmazdı